RuyaForum.Com - Türkiye'nin Genel Paylaşım Forumu > > >
 Kayıt ol Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

RuyaForum.Com - Türkiye'nin Genel Paylaşım Forumu Sitesine Hoşgeldiniz.

Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz.
Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız.

Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz;
Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz.
Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
Kullanıcı Etiket Listesi

17-02-2019, 03:14 11
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

- angiofibroma

(pl. angiofibromata), Aşırı gelişmiş bağ dokusu gösteren "angioma", "telangiectatic" bir fibrom tipi.

- angiofibroma contagiosum tropicum

Güney Brezilya'da görülen ve morumsu renkte düğümcükler halinde gelişen kırmızı papüllerle vasıflı bir dermatoz.

- angiofibroma ovarii

Yumurtalık kan damarlarının hastalığı ve sayıca artımı.

- angiogenesis

Damar gelişimi.

- angioglioma

(pl. Angioglio Mata) Anjiyom ve gluyom tabiatı gösteren ur tipi, anjiyogliyom.

- angiogram

Kontrast madde verilerek çekilen ve atardamar sistemini gösteren röntgen filmi.

- angiograph

Anjiyograf.

- angiography, angiology

Anjiyografi, anjiyoloji: 1. Damar bilgisi, damar bilim (kan ve lenf damarları bahsi); 2. Damar radyografisi.

- angiohyertonia

Damar büzülmesi, arter spazmı, anjiyohipertoni, anjiyospazm.

- angiohylinosis

Kan damarlarının üsküler tabakası hiyalin dejenerasansı.

- angiohylinosis haemorrhagica

Arterlerin müsküler örtülerinin doğuştan dejeneresansı ile ilgili hemofili.

- angiohypotonia

Damar genişlemesi, vazo-motor paralizi.

- angioid streak

Retinada kanamalar sırasında görülen kırmızı çizgiler;

- Angle's splint

Alt ve üst çeneyi birbirine tesbit eden atel;

- angophrasia

Kekemelik.

- angor

Anjin

- angry

Kızarmış, kabarmış.

- angstrom unit

Radyasyonlarda dalga boyunun ölçülmesinde kullanılan ölçü birimi.

- Angular aperture (aperture of lens)

Adese (mercek) çapı: Foküsle adose kutrunun iki noktası arasından geçen hattın belirttiği açı (mikroskopta bu açı objektif çevresinden foküse gelen hatlarla t ayin olunur);

- Angular artery, arteria

Yüz arterinin terminal bir dalı olup burun kanatlarını besler, angularis;

- angulation

1. Dirseklenme; 2. Barsak dirseklenmesi; 3. bükülme, özellikle bazı kırıklardan sonraki iltihaplarda, uzunlamasına normal eksenden uzaklığı anlatmak için kullanılan deyim.

- anguloseplenial

İkiyaşayışlılarda üst çenenin en alt ve iç kısmını oluşturan kemik.

- angulus

(pl. anguli) 1. Açı, zaviye, köşe, 2. dirsek.

- angulus costa

Kaburgalar açısı;

- angusturin (E)

Angusturin (C19H40N14): biochem. Angustura kabuğundan elde edilen ve bu kabuğa acı lezzeti veren bir alkaloid.

- angusty, angustia

1. Darlık; 2. Sıkıntı, iç daralması.

- anhalamin (E).

biochem. Anhalamin, C9H7 (OCH3)2, OH.NH= 209.13: Mezkal. Lophophora Williamsi'den elde edilen billurlu bir alkaloid.

- anhalin (E),

biochem. Anlalin Mezkal, Lophophora Willamsi'den elde edilen ve "hordenine) ile idantik bir olan bir alkaloid.

- anhalonin (E),

biochem. Anhalodinin (1,2,3,4 tetrahydro, 6 methoxylmethyl-7, 8-methylene, dioxyisoquinoline). C12H15NO3= 221.13. Anhalonium türlerinden elde edilen çok toksik, optik bakımdan inaktik, su, alkol ve eterde eriyen bir alkaloid. Solunum güçlüğü, angina pectoris, astma ve pneumothorax'da tavsiye edilmiştir.

- anhedonia

1. Yaşama zevkinin azalması veya kaybolması. 2. Haz yitimi.

- anhelation

1. Soluma; 2. Nefes darlığı.

- anhematosis

Kan yapımı noksanlığı.

- anhemolytic

Hemolitik olmayan, hemoliz dışında kan tahribi ile ilgisiz.

- anhemothigmic

Pıhtılaşmış kanla temasta bulunan dokuları anlatmak için kullanılan terim, anhemotigmik.

- anhepatia

Karaciğer fonksiyonunun kesilmesi veya durması.

- anhepatic

1. Karaciğerle ilgili olmayan; 2. Karaciğer menşeli olmayan, karaciğerden başlamayan.

- anhidrosis

Terlemenin azalması, terleme yitimi, anidroz.

- anhidrotics

p. Terlemeyi azaltan ilaçlar.

- anhistic

1. Bünyesi belirsiz; 2. Belirsiz yapıda; 3. Şekilsiz.

- anholocyclic

Sürekli "partenojenez" yapan.

- anhormonia

Hormon yetersizliği.

- anhydr (o),

pref. biochem. Susuz (kimyaca bir veya birkaç molekül hidrojen çıkması) anlamına bazı kelimelere bağlanan önek.

- anhydrase

biochem. Bir bileşimden su çıkaran enzim, anhidraz.

- anhydrid (E),

Anidrid: a) Bir bileşim (genellikle asit)'den su molekülü çıkarılması sonucu beliren madde (H2XO3H2O= XO2). b) Diğer bir cisimden su kaybı ile meydana gelen bileşim.

- anhydrite

biochem. Susuz doğal, kalsiyum sülfat (CaSO4).

- anhydrohydroxyprogesterone

biochem. Ethinyitestosteron prengeninolon (C21H2O). Testosteron'a "ethyl" kökü katılması yolu ile hazırlanan sentetik bir steroid.

- anhydromuscarin (E)

biochem. Anhidromüskarin, kurbağa kalbi üzerinde etki göstermeyen sentetik bir aklakolid (OH (CH3)3N.CH2CHO)

- anhydromyelia

Beyin-omurilik sıvısı yokluğu, anhidromiyeli.

- anhydrous

biochem. Susuz, suyu bitmiş.

- anhypnosis

Uykusuzluk, insomnia

- aniacinamidosis

Nikotinik asid amid noksanlığı ile ilgili patolojik belirti.

- aniacinosis

Nikotinik asit (niacin) yetersizliği.

- anianthinopsy

Mor renk körlüğü.

- anicteric

Sarılık olmaksızın, sarılık mevcut olmadan.

- Anicteric hepatitis

Viral enfeksiyonun sebep olduğu sarılık olmkasızın hafif ateş, bulantı, iştahsızlık, baş ağrısı ve halsizlikle belrigin hepatit;

- Anideus

Belli belirsiz vücut kısımları gösteren biçimsiz doku kitlesinden ibaret parazit fteüs;

- anil

biochem. Anil, C6H5N'den ibaret iki değerli bir kök.

- anileridine

Ameliyat öncesi ve sonrasında kullanılan bir ağrı kesici.

- anilid

biochem. Anilinden ütreyen bir madde.

- anilin (E)

biochem. Anilin (c6H5NH= 93.10).

- anilinction

Ağzın makata tatbiki, yalama.

- anilinism

Anilin zehirlenmesi.

- anilinophil

& 1. Anilinle kolay boyanan, anilin sever; 2. Anilinle kolay boyanan bir unsur veya strüktür.

- anility

Bunamışlık.

- anima

(pl. Animae). 1. Can ruh; 2. Bir kadının bilinç altından fışkıran dişilik ideali veya imajı (psikanalizde).

- animal

& 1. Hayvan (canlı varlıkların iradi hareket ve duyarlık özelliği taşıyan grubu); 2. Havyanla ilgili, hayvana ait, hayvani. 3. zihin veya irade ile ilgili, 4. Kaba cismani, nefisle ilgili, bedeni.

- animal antitoxin

Hayvan zehirlerine karşı hazırlanmış antitoksik serumlar;

- animal membrana

Diyalizde kullanılan hayvan kaynaklı zar;

- Animal physiology

Hayvan fizyolojisi;

- animal psychology

Hayvanların ruhi durumunu inceleyen bilim;

- Animal starch

See: Glycogen;

- Animal test

Hayvan üzerinde yapılan deney, hayvan tecrübesi;

- Animal toxin, toxine

See: Zootoxin.

- animalcule

1. Mikroskopik hayvan; 2. Hayvancık (sinek, arı, v.s.).

- animalism

1. Nefis nefsaniyet, 2. Nefsaniyet teorisi (insanın bütün hareket ve fonksiyonlarının temelinde şehveti arayan görüş tarzı).

- animalize

v. Hazım sonucunda gıdaları hayvani madde yerine koymak.

- animastic

Ruhi.

- animation

Canlılık, hayatiyet, zindelik.

- animatism

Canlılaştırma.

- animi

Ölüm korkusu ile de karışan derin sıkıntı ve ürküntü hali

- animi agitatio

Zihin bulanıklığı (psikolojide).

- animometer

Akciğer vantilasyonunun ölçülmesinde kullanılan bir aygıt.

- animus

1. İstek, niyet, meyli, mizaç; 2. Husumet, garez; 3. Soluk, nefes, hayat; 4. Ruh, 5. Bir erkeğin bilinçaltından fışkıran erkeklik ideali veya imajı.

- anincretinasis

İç salgı noksanlığı veya yitimi (iç salgı bezlerinin bir vya bir kaçının fonksiyon bozukluğu).

- anion

biochem. Anyon. İlk defa 1834'de Faraday tarafından bir öğretmen olan William Whewell'den aldığı ilham ve fikirle, negatif yüklü iyonu anlatmak üzere kullanılmış olan terim.

- aniridia

İris yokluğu (doğuştan).

- Anise oil

biochem. Anason yağı (ilaçlarda kullanılır);

- aniseikonia

Her iki gözde (ağ tabakada) oluşan hayalin çap ve şekilce aykırılık göstermesi, birbirine uymaması.

- anisergy

Dolaşım sisteminin çeşitli bölgelerde kan basıncının farklı olması, anizerji.

- aniso

pref. Birbirine eşit olmamak ve birbirinin aynı olmamak anlamınag elen ve kelimenin başına getirilen ek (gayrimüsavi, eşit olmayan, benzeyişsiz).

- anisoaccomodation

Uyum eşitsizliği (her iki gözün farklı bir uyum yeteneği göstermesi).

- anisochromasia

Renk eşitsizliği (bir eritrositin yalnız periferik bölgenin renkli olduğu hali).

- anisochromatic

Anizokromatik (Renk körlüğü denemelerinde kullanılan ve iki pigment karışımı taşıyan solüsyonları anlatmakta uygulanan terim).

- anisochromia

Renk eşitsizliği (eritrositlerin emoglobin eşitsizliğine bağlı olarak gösterdikleri değişik renklilik).

- anisocoria

Gözbebeği eşitsizliği (çap ve şekil hakkında).

- anisocytosis

Hücre eşitsizliği (özellitle eritrositler hakkında).

- anisodont

Dişleri eşitsiz (uygunsuz), anizodont.

- anisodontia

Diş eşitsizliği (uygunsuzluğu).

- anisogamy

Şekil ve boyca farklı iki gamet (farklılaşmış yumurta hücresi ve spermatozoid) arasında eşeysel birleşme, anizogami.

- anisohypercyosis

Çeşitli lökosit tiplerinin normal nisbetinin bozulması ile vasıflı hiperlökositoz.

- anisohypocytosis

Çeşitli lökosit tiplerinin normal nisbetinin değişimi ile vasıflı lökopeni.

- anisomastia

Meme eşitsizliği (memelerin birbirinden farklı büyüklükte olması).

- anisomelia

Kol veya bacakların birbirinden farklı olması, anizomeli.

- anisometropia

İki gözde refraksiyon gücününf arklı olması, anizometropi.

- anisonormoocytosis

Total lökosit sayısı normal kaldığı halde çeşitil lökosit tipleri arasındaik nisbetin bozulması, anizonormositoz.

- anisophoria

İki gözde vertikal kasların gerilim farkı yüzünden görüş hattının aynı yatay düzlem üzerine düşmemesi, anizofori.

- anisopia

Görme eşitsizliği (denksizliği). İki gözde görme gücünün farklı olması.

- anisopiesis

Kan basıncı eşitsizliği (bedenin çeşitli bölgelerinde farklı kan basıncı görülmesi).

- anisorhythimia

Kulakçık ve karıncıklar arasındaki ritmik "synchoronism" bulunmaması ile vasıflı aritmi, anizoritmi.

- anisosphygmia

nabız eşitsizliği (iki radyal arterde oldğu gibi bedenin simetrik damarlarında nabzın hacim, zaman veya kuvvet bakımından farklı olması).

- Anisotropic disk, disc

Kırıcılığı homojen olmayan disk (lens cristallina);

- anisufria

İşeme denksizliği (idrar miktarının bir günde vakit vakit azalıp çoğalması).

- ankle

1. Topuk, ökçe; 2. Ayak bileği, aşık çıkıntısı, tarsus.

- Ankle bone

See: Talus;

- Ankle jerk

Ayak bileğinin burkulması;

- Ankle joint

Topuk eklemi, articulatio calcaneo;

- anklylodactylia

Parmak yapışımı.

- anklyloglossia

1. Dil tutukluğu, frenum lingaue (dil gemciği)'nin doğuştan kısalığı; 2. Frenulum'un kısalığı dolayısıyle dilin oynamaması hali.

- anklylomele

Dirsekli, eğri sonda.

- anklylotic

Ankiloz ilei lgili, ankilozlu, ankilotik.

- ankylo

pref. 1. Çarpık, eğri; 2. Yapışma, yapışıklık.

- ankyloblepharon

Gözkapaklarının kirpikler hizasında birbirine yapışması, gökapağı yapışması.

- ankylochillia

Dudak yapışıklığı.

- ankylocolpos

Doğuştan dölyolu (vagina) tıkanıklığı.

- ankylophobia

Oynak (eklem) kaynaşması korkusu (mafsal ağrıları veya kırıklarda ankiloz olacağı hakkında beklenen marazi ürküntü).

- ankylopoietic

Ankiloz meydana getiren, doğuran.

- Ankylopoietic spondylitis

Omurlar arasındaki bağların kemikleşmesi yüzünden omurganın kemik bir kılıf ile kaplanmış olması, spondylitis ankylopoietica;

- ankyloproctia

Anus tıkanıklığı.

- ankylosis

Oynakların yapışması, ankiloz.

- ankylostoma

See: Trismus; Kancalı kurt, ankilostom.

- ankylostomiasis

Kancalı kurt hastalığı, St.Gottoard tüneli hastalığı, tünel kansızlığı, madenciler kansızlığı, Mısır klorozu, ankilostomyazis.

- ankylotia

Dışkulak yolunun tıkalı olması.

- ankylotome

Dil gemciğinin kesilmesinde kullanılan alet, ankilotom.

- ankylurethria

Siyek (urethra) darlığı, daralması.

- ankyroid

Kancamsı, kanca biçimi.

- Ankyroid cavity

Yan karıncığın inen boynuzundaki boşluk;

- Annandale's operation

Annandale operasyonu ameliyesi; 1. Paytaklık tedavisi maksadı ile uylukkemiği (femur) iç lokmasının kaldırılması; 2. Diz ekleminde yerini değiştirmiş veya gevşemiş kıkırdakların dikiş (sütür) ile tesbiti;

- annhydremia

Kanun su kısmının anormal bir şekilde azalması, kan koyulaşması, anhidremi.

- annuens

Musculus rectus capitis anterior (başın küçük doğru kası).

- annular

Halka şeklinde olan.

- annular (circular) synechia

Halkavi yapışıklık;

- Annular scotoma

Halkavi skotom;

- annulorrhaphy

Bir fıtık halka veya kesesine dikiş (sütür) konulması.

- annulus

(pl. Annuli). Halkla şeklinde organ veya saha, halka, kuşak, ağız.

- ano

pref. Anus, kuyruk, paldım (coccyx) ile ilgili.

- anoccocygeal nerve

nervus anocaccygeus;

- anochlesia

1. Katalepsi, 2. Sükünet.

anochromasia

1. Doku veya hücrelerde mutad boyanma reaksiyonunun görülmemesi; 2. Eritrositlerde meoglobinin dış bölgeye yığılışması ile merkez kısmının renksiz (soluk) kalması hali.

- anociassocitaion

1. Crile metodu (lokal anestezinin umumi anestezi ile iştirak ettirilmesi); 2. Cerrahide şoku önlemek için zerk ve inhalasyon usullerini bir arada kullanarak şahısta tam bir analjezi meydana getirme.

- anociated

Genel narkoz ve lokal anestezi halinde.

17-02-2019, 03:15 12
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

- anode

Pozitif elektrod. anot.

- anoderm

Anus kanalı epitel kabakası, anoderm

- anodontia

Dişsizlik.

- anodyne

& 1. Uyuşturucu (madde); 2. Müsekkin (ilaç), ağı kesici, kloridin.

- anodynia

Ağrısızlık, ağrı duymamazlık.

- anoesia

Zihin geriliği, abdallık.

- anogenital

Anusa ve genital bölgeye ait olan, her iki vücut bölümünü birlikte ilgilendiren.

- anoia

İdraksizlik, sersemlik, budalalık, bunaklık.

- anoksi

(beden hücrelerinin normal fonksiyonlarını gerçekleştirecek oksijen (0)'den mahrum kalması hali).

- anomalism

See: Abnormalitiy.

- anomaly

1. Normal hal veya şeklin dışında olma, anomali; 2. Anormallik sapıklık, aykırılık; 3. Denksizlik, kaide dışında olma.

- anomia

1. İsim yitimi, çağırma yitimi (idrak edilen şeyleri adlarını söyleme yeteneğinin kaybolması), 2. Doğuştan moral hissinin oykluğu, gayri ahlakilik; 3. Nizamsızlık, kanunsuzluk.

- anonyma

Kol-baş atardamarı, arteria anonyma.

- anonymous

Adsız, anomimus.

- anoperineal

Anus ile perineum'a ait olan, her iki bölgeyi beraberce ilgilendiren.

- anopheles

Sıtmayı yayan sivri sinek. anofel.

- anophthalmia

Doğuştan gözsüzlük, göz yokluğu.

- anopia, anopsia

Körlük.

- anorchus

Testisi olmayan, konjenital olarak skrotum içerisinde testis bulunmayan erkek.

- anorectal

Anus ve rektuma ait.

- Anorectal abscess

Anus ve rektumu saran apse;

- anorexia, anorexy

Gıdalara karşı iştahsızlık, anoreksi.

- anorthography

Yazı yitimi.

- anoscope

makat spekulum'u.

- anosmia

Koku duygusuzluğu, koku hassesi eksizliği, koku alma hissinin kaybolması,

- anosodiaphobia

Hastalığa karşı kayıtsızlık, umursamazlık (özellikle felçlilerde görülür).

- anosognosia

Hastalığını bilmemek, hastalığını anlamak yeteneğinin kaybı.

- anosteoplasia

Kemik gelişimsizliği, kemikleşme yetersizliği.

- anostosis

Kemik veremi, kemik zafiyeti (atrofisi), kusurlu kemikleşme.

- anotia

Doğuştan kulağı olmama, konjenital kulaksızlık.

- anotous

Kulaksız.

- anovular

Yumurtasız "ovulaiton" ile ilgisi olmayan (siklik döllük kanamaları hk).

- anovulatory (anovular) menstruation

Ovülasyon olmaksızın görülen adet;

- Anovulatory cycle

Kadında, yumurtalama olmaksızın cereyan eden devre;

- anovulomenorrhea

"Ovulation" dışı aybaşı hali.

- anoxemia

Kanda oksijen azlığı, anoksemi.

- anoxia

Oksijen yetmezliği,

- Anoxic

See: Anoxemia;

- ansa

(pl. ansae) Halka, kangal.

- anserine

biochem. Kas adalesinde bulunmuş olan e beta-alanyl-methyl-histidine (C10H18O3N4= 242.24) yapısında ve "carnosine" ile homolog sayılan bir bazik madde, anserin.

- Anstite's test

Anstie deneyi (İdrarda alkol belirtimi için);

- antagonism

1. Karşılıklı etki, antagonizma; 2. Zıt tesir (kaslar, ilaçlar veya organizmalar arasında); 3. Çenede bir taraf, alt ve üst dişlerin birbirleriyle karşılaşması.

- antagonist

1. Hasım, zıt muhalif, muarız, karşıt; 2. fizyolojik antidot; 3. Zıt tesirli kas (extensor ve flexor gibi); 4. Zıt tesirli madde, antagonist; 5. Zıt uyum: Bir çenedeki dişin diğer çenede aykırı bir dişle "articulation" göstermesi.

- Antagonistic

Karşıt bir gruba ait hareketlerin, belirli bir kas grubu tarafındansınırlanması;

- Antagonistic muscle

Birbirine zıt istikamette çalışan kaslar;

- antagonization

Zıdlaşma; See: Articulation.

- antagonizer

Antagonist, zıt tesirli, See: articulator.

- antahrthritic

& 1. Damla (nikris) kesen, dindiren, 2. Damla (nikris) ilacı.

- antalgic

& Uyuşturucu, ağrı kesici (ilaç).

- antaphrodisiac

& 1. Şehvet söndüren; 2. Cinsel ateşi yatıştıram madde.

- antasthmatic

& 1. Astmayı teskin eden, yumuşatan, hafifleten; 2. Nefes darlığını gideren ilaç.

- antazoline

yerel anestezik özellikleri olan antihistaminik bir ilaç.

- ante

pref. 1. eveel; ön; 2. Karşı.

- ante cibum

Yemeklerden önce.

- ante mortem

Ölümden önce.

- ante partum

Doğum yapmadan önce, lohusalıktan önce.

- antebrachium

Önkol (dirsekle bilek arası).

- antecardium

1. Üstkarın çukuru; 2. Canevi, yürek, scrobiculus cordis.

- antecornu

Alın boynuzu.

- Antecubital fossa

Dirsek ekleminin önündeki üçgen boşluk;

- antecurvature

Öne eğilme, bükülme; See: Antelexion.

- antefebrile

Humma öncesi, ateş bakmadan önce.

- anteflexion

n.1. Öne kayma, öne eğilme; 2. Rahmin öne doğru dirseklenmesi, flexio uteri.

- antehypohysis

Ön hipofiz.

- anteiror

Ön, önde, ön tarafta bulunan.

- Anteiror pituitary-like hormone (APLH):

Hipofiz menşeli olmayanf akat etkisi bakımından gonadotropik hormona benzeyen madde, özellikle plasentadan salgılanan koryonik gonadotrofin;

- antelocation

Öne kayma (öne doğru kayarak yer değiştiren organlar hk).

- antemetic

& 1. Kusmayı önleyen; 2. Kusmayı önleyen ilaç, antiemetik.

- antenatal

Doğumdan önce.

- antenatal exercise

Gebelik esnasında, doğuma yardımcı olmak üzere karın kaslarını kasma ve gevşetme suretiyle çalıştırmayı amaçlayan egzersizler;

- Antepartum hemorrhage, hemorrhagia

Gebeliğin 28. haftasından sonra, ancak doğum olayından önce cereyan eden kanama;

- antephialtic

& Kabus (karabasan) önleyici (ilaç).

- antepileptic

& 1. Sar'a hastalığını tedavi eden; 2. Sar'a ilacı.

- anteposition

Rahmin öne kayması.

- anteprostate

"Cowper" bezleri.

- antergia

Zıt tesir, mukavemet, karşı koyma.

- Anterior bony aperture of nose

See: Apertura Piriformis;

- Anterior choroid artery, arteria

Korioid ön arteri, chorioidea;

- Anterior clinoid process

Ön klinoid çıkıntı, processus clinoideus anterior;

- Anterior colporrphaphy

Vagina arka duvarından üçgen şeklinde parça çıkarılarak tekrar dikilmesi (Rektosel için uygulanır).

- Anterior cornu

Omurilik veya bein ön boynuzu, cornu anterius;

- Anterior ethmoid foramen

Etmoid ön deliği, foramina ethomidei anterior;

- Anterior fontanel(le)

Sutura sagittalis, sutura coronalis ve sutura frontalis'lerin birleşme yerinde oluşan dörtgen veya baklava dilimi şeklinde fontanel, büyük fontanel, ön fontanel;

- anterior nar

Burun boşluğunu dış atmosfere bağlayan bir çift delik;

- anterior naris

Burun boşluğuna açılan iki dış delikten her biri, burun ön deliği;

- anterior nerve root (Motor root, ventral root)

Omurilik sinirlerinin ön kökü, motor kök;

- Anterior pituitary hormone

Hipofiz ön lobu tarafından salgılanan hormonlar (HGH, ACTH, TH, FSH, LH v.s.);

- Anterior sacral foramen

Sakrumun ön yüzünde bulunan ve sakral sinirlerin geçtiği sekiz delik;

- Anterior spinocerebellar tract

Omurilik. Gowers demeti, tractus spinocerebellaris anterior;

- anterior synechia

İrisin korneaya yapışması;

- anterior velum

Vieussens kapağı.

- Anterior, median fissure

Medulla spinalis'in ön boynuzları arasındaki girinti;

- Anterior, middle and posterior fossa

Kafa ön, orta ve arka çukurları. Fossa cranii anterior, media et posterior;

- antero

pref. Ön, önde.

- anteroclusion

Öne kapanış, anteroklüzyon (çene kapatıldığı zaman alt dişlerin üst dişlerden önde bulunması hali).

- anterograde

İleriye ait olan.

- antero-inferior

Ön vea rka tarafta olan.

- antero-lateral

Birşeyin ön ve yan tarafına ait olan.

- anteromedial

Orta çizginin önünde, orta çizgiye doğru olan.

- anteroposterior

Önden arkaya doğru giden, hem ön, hem de arka tarafta ilgisi olan.

- anteversion

1. Öne dönme (özellikle rahim hk.); 2. Bütün bir organın öne doğru çıkıntı yapması; 3. Öne doğru mürtesemleri ile karakterize olan dişlerin yön anomalisi (üst kesici dişler).

- anthelix

Dış kulağın iç kenarı, antelis (anteliks).

- anthelminthic

Solucan düşüren, solucan düşürücü (ilaç)

- anthelminthic enema

Solucan düşürtmek için yapılan tenkiye, solucan tenkiyesi (şırıngası).

- anthemorrhagic

Kan dindirici.

- anthilithic

a & Vücutta taş toplanmasını meneden (ilaç).

- anthocyanidin

biochem. Çiçeklerde bulunan boya maddeleri.

- anthocyanin

biochem. Pancarın kökündeki kırmızı boya maddesi, antosiyanin.

- anthophobia

Marazi çiçek kokusu, çiçeğe karşı gösterilen derin nefret hissi.

- anthorism

Yaygın ödem.

- anthracene

biochem. Katrandan çıkarılan bir karbonhidrat (C14H10).

- anthracia

Şirpence.

- anthracmeia

1. Karbon monoksid zehirlenmesi sonucu beliren asfeksi. 2. Kanda şarbon basili (bacillus anthracis) bulunması.

- anthracometer

biochem. Havadaki karbon dioksid miktarını ölçmekte kullanılan alet, antrakometre.

- anthracosis

Akciğerlerde kömür tozu yerleşmesi, solunum yolu ile giren kömür tozlarının akciğerlere sızması (infiltration), madenciler ftizisi, antrakoz.

- anthracotherapy

Aktif karbon (carbo medicinalis) tedavisi.

- anthraquinone

biochem. Antrasenden çıkarılan sarı madde (C14H8O2).

- anthrax

Antraks: Cerahatli, sert ve kırmızı bir çıban veya şiş, şirpence; Şarbon.

- anthrax vaccine

Antraks aşısı.

- anthropohogy

İnsanı psikofizik bir ünite olarak inceleyen ilim dalı, insan bilgisi, insanın psikolojik ve fizik tabiatlarının etüdü, antropoloji.

- anthropoid pelvis

Ön-arka kurtun uzun, transvers kurtun kısa oluşu nedeniyle pelvis giriminin önden arkaya oval şekil göstermesiyle belirgin %25 oranında rastlanan kadın pelvis tipi;

- anthropotomy

İnsan anatomisi.

- anti

pref. 1. Karşı zıt, mukabil, aksi, ters, düşman, gayri...; 2. Zıt madde veya zıt tesirli ilaç anlamı.

- antiacid

Antasit 1. asitleri bağlayan vasıtalar; 2. Mide ekşiliğini tedavi eden (gideren) madde.

- anti-adrenaline

i. Adrenalin etkisini azaltan veya ortadan kaldıran madde.

- antialcholic

Alkolizme mani olan, alkolizme aleyhtar.

- antialcoholism

İçki düşmanlığı (aleyhtarlığı) antialkolizm.

- anti-aldosterone

Aldosteronun etkisini ortadan kaldıran madde.

- anti-allergic

Allerjiyi azaltan veya önleyen.

- anti-anabolic

Vücutta protein sentezini engelleyen.

- antianaphylaxis

Daha önce kana serbest antikorlar verilmesi yüzünden anafilaksi halinin belirmemesi, önlenmiş olması, antianafilaksi.

- Antianemic principle

See: Antianemic factor;

- antiarhtritic

Eklem iltihabını tedavi edici.

- antiashtmatic

Göğüs tutukluğuna şifa, astmayı tedavi eden.

- antibacterial

& Bakterileri meneden (ilaç), antibakteriyel, antimikrobik.

- antiberi-beri

Beri-beri'ye karşı kullanılan.

- antibiosis

Bakteri antagonizmi (birbirleri için zararlı iki veya daha çok bakterinin aynı ortamda birleşmeleri).

- antibiotic

& Baterilerin üretemesine mani olan (ilaçlar), antibiyotikler.

- antibiotin

See: Avidin.

- antiblastic

Bakteri gelişimini köstekleyen.

- antiblastic immunity

Antiblastik bağışıklık (muafiyet): Vücutta mikroorganizmaların beslenmesine engel olan maddeler yüzünden meydana gelen tabii bağışıklık (muafiyet).

- antibody

Kana dışardan giren yabancı cisimlere karşı gelen madde, kısbi (edinik) muafiyet (bağışıklık) maddesi. antikor.

- antibromic

& Koku giderici (ilaç).

- anticacterial spectrum

Bir antibiyotiğin tesir sahası.

- anticanitic

Saç ağarmasını önleyen.

- anticataphylaxis

Vücutta enfeksiyon odağında koruyucu unsurların yığılışmasından ibaret olan acataphylaşis olayının durması, engellenmesi, antikatafilaksi.

- anticatarrhal

& Nezleye karşı (ilaç veya tedbir).

- anticathexis

Bir ide veya konu üzerine çevrilmiş olan ruhi hamle (cathexis)'nin bir tahrik sonucu zıt bir yön taşıması (mesela bilinçaltında gizil bir nefretin zahiren bir sevgi gibi görülmesi) halini anlatmak için kullanılan terim.

- anticathode

biochem Antikatod: a) Bir vakuum tübünde katod karşısında bulunan kısım. anod. b) Bir X ışını tübü veya Crookes tübünde anod hizmetini gören metalik levha (Katod ışınları bu hedef üzerinde odaklaşır ve buradan X ışınları intisar eder).

- anticaustic

& yakıcı maddelere karşı (ilaçlar).

17-02-2019, 03:15 13
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

- anticephalalgic

a & Başağrısını kesen (ilaç).

- anticheirotonus

Spazmodik başparmak bükülmesi (ekseriya sar'a nöbeit sırasında görülür).

- antichlor

& Klora karşı (ilaç vs.)

- anticholagogue.

Karaciğer fonksiyonu (safra ifrazı)'nu köstekleyen.

- anticholerin

Kolera basili kültürlerinden hazırlanan bir madde (koleraya karşı kullanılır).

- anticholinergic

Kolinerjik sistemin iş görmesine engel olan madde.

- anticholinesterase

sinir uçlarında kolinesteraz enzimini tahrib ederek asetil kolinin yıkılmasını engelleyen madde.

- anticipation

Nöbetin vaktinden önce tutması.

- anticlinical

Sırt kemiği dik olan.

- anticnemion

İcnik.

- anticogulant

A. Kanın pıhtılaşmasını önleyen.

- anticolic

& Koliğe karşı (ilaç).

- anticolloidoclastic

Hemolizi önleyen, durduran.

- anticonvulsant

Konvülsiyonları durduran veya engel olan madde.

- anticonvulsive

& İhtilaçlara karşı (ilaçlar).

- anticus

ad.v ön. önünde,

- anticutin

Bazı tüberkülzolu şahısların kan serumundan ayırdeidlmiş bir antikor, antikütin.

- antidepressant

Depresyonu azaltan maddelere verilen genel isim.

- antidiabetic

Diabete karşı etkisi olan.

- antidinic

Baş dönmesini önleyen

- antidiphtheritic

Difteriye karşı.

- antidiphtheritic serum

Difteri'ye karşı bağışık kılınmış atlardan elde edilen ve difteri tedavisinde kullanılan serum;

- antidipticum

Susuzluğu kesen ilaç.

- antidiuretic

İdrar hacmini azaltan diüreze karşı gelen.

- antidiuretic hormone

Hipofiz arka lobu tarafından salgılanan bir hormon.

- antidontalgic

Diş ağrısını kesen (ilaç).

- antidote

1. Panzehir; s.2 Bir hastalığı veya tehlikeyi önleyen vasıta, çare; 3. Bir zehiri nötralleştiren veya tesirini gideren madde.

- antidote against arsenic

Arsenik panzehiri.

- antidote bibron's

Bibron panzehiri: Potasyum iyodür 0,24 + civa biklorür 0.12 + brom 20. g. (yılan sokmasına karşı kullanılır);

- antidromic

Antidromik. zıt seyirli: Bir sinir lifinde iletim (conduction) cihetinin her zamankinin aksine olması, karşıt yön göstermesi.

- antidysenteric

Dizanteriyi iyi eden.

- antiemetic

& Kusmaya karşı mideyi yatıştıran, kusmayı önleyen, kesen (ilaç).

- anti-enzyme

Bir enzimi inhibe eden madde.

- antiepileptic

Sar'ayı tedavi edici.

- antifebrile

& Humma ve harareti meneden (ilaç), ateş düşürücü.

- antifebrine

Ateş düşürücü bir ilaç, asetonilid.

- antifetishism

Fetiş düşmanlığı, fetiş aleyhtarlığı (bazı homoseksüel şahıslarda cinsi sapıklıklarını maskelemek için girişilen karşı cinsi kötüleme eğilimi).

- antifols

pl. Sıtmaya karşı kullanılan ilaçların bileşimine giren maddeler.

- antifreezing compound

biochem. Bir sıvıyı donmaktan koruşan alaşım.

- antifungal

Mantarları yok eden ilaç.

- antigen

Organizmada antikor yapan madde, antijen.

- Antigen-anbitody complex

Antijen'in serumda kendisine karşı oluşan antikor ile birleşmesi sonucu meydan gelen madde;

- Antigen-antibody reaction

Antijen'in kendisine karşı oluşan antikor'la birleşmes,i antijen-antikor reaksiyonu;

- antiheliş

Kulak kıkırdağının çıkıntılı bir kısmı.

- antihemophilic Globulin (A.H.G).

Plazmada mevcut olan, ancak serumda olmayan ve pıhtılaşmada rol oynayan bir faktör.

- antihemophilic globulin (e)

biochem. hemofili hastalı3ında eksik olan protein, 8.ci faktör. antihemofilik globülin;

- antihermorrhagic

& Kanamaya karşı (ilaç).

- antihistamine

2. "Histamine" tesirini önleyen; 2. Antihistamin: Histamin tesirini gideren, tadil eden drog.

- antihypertensive

Kan basıncının düşmesine sebep olan madde.

- antihypnotic

& Uykuyu meneden, uyku kaçırıcı (ilaç).

- antihypochondriac

Merak defedici.

- antihysteric

İsteri nöbetlerini meneden.

- anti-ısolysin

biochem. İzolisini gideren bir madde.

- antiibotic enterocolitis

Uzun süre ağızdan antibiyotik tedavisi sonucu, normal barsak florasının bozulmasına bağlı olarak gelişen enterokolit;

- anti-icteric

& Sarılığa karşı ilaçlar (tedbir v.s.).

- anti-immune

Bağışıklığı (muafiyeti) önleyen, sıran

- anti-immune substance

Amboceptor'ın tesirini gideren zıt madde. antiamboseptör, antikor.

- anti-infective

Efneksiyonu önleyen madde.

- antikenotoxin

biochem. Kenotoksin tesirini gideren bir madde.

- Antiketogenic diet

Ketozis'i önlemek üzere uygulanan karbonhidratlardan zengin yağlardan fakir gıda rejimi;

- antilactase

biochem. Laktaz gideren bir madde.

- antileprotic

Leprayı tedavi eden ve leprayı önleyen madde.

- antilissic

Lisinlere karşı, antilisik.

- antilobium

Kulak deliği dışındaki üç köşe çıkıntı, tragus.

- antilogia

Hastalık semptomlarının teşhisi gölgeleyecek şeiklde karışık olması, semptom tezadı.

- antiluetic

Frengiyi önleyen veya tedavi eden madde.

- Antilytic secretion

Çenealtı bezi tarafından salgılanan (sinirleri asğlam olmak şartiyle) salya;

- antimedical

Tıp bilgisi prensipleriyle bağdaşmayan, tıbbi inançlara uymayan, gayritıbbi.

- antimetabolites

pl. Çekirdek proteinlerinin sentezini sağlayabilmek için hücrenin ihtiyaç duyduğu kimyasal maddelere son derece benzeyen maddeler.

- antimetropia

İki gözde refraksiyon yeteneğinin birbirine karşıt olması (bir gözün hipermetrop, diğerinin miyop olması), antimetropi.

- antimicrobial

mikroplara karşı.

- antimicrobic

Mikrop gelişimini önleyen, mikrop kıran.

- antimicrophyte

Mikrop öldüren.

- antimigraine

Migren tedavisinde kullanılan maddeler.

- antimitotic

Hücrenin mitoz yoluyla bölünüp çoğalmasına engel olan madde.

- antimonial

& 1. Antimonlu; 2. Antimon bileşiklerinden birini taşıyan ilaç;

- antimonial powder

James tozu (sufufu), (terletici, kusturucu ve hafif müshil olarak kullanılır).

- antimonial wine

Antimon şarabı, vinum antimonii (antimon ve potasyum tartrat taşıyan şara).

- antimony

biochem. Sb sembolü ile bilinen, atom no: 51 ve atom ağırlığı: 121 olan kimyasal element, antimuan.

- antimony potassium tartrate

biochem. Muharriş ve kusturucudur.

- antimony sodium thioglycollate

biochem. Granuloma inguinale'de kullanılan bir ilaç.

- antimycotic

Mantarları yok eden madde.

- antinephritic

& Böbrek hastalığna karşı (ilaç).

- antineumotoxin

biochem. Pnömotoksinin karşıtı olan antitoksin.

- antineuritic

Sinir iltihabını önleyen.

- antineuritic vitamin,

B vitamini

- antinion

anat. alın çıkıntısı, cranium.

- anti-oxidants

pl. Oksidasyon işlemini geciktiren maddeler.

- antiparalytic

& İnme (fleç) hastalığını önleyen (ilaç).

- antiparasitic

Parazitleri yok eden veiya bulaşmalarını engelleyen madde.

- Antiparkinson

Antidepresan ilaçların yan etkilerini ortadan kaldıran benzhexol, orphenadrine gibi ilaçlara verilen ortak ad.

- antipathetic

Tabiatça zıt olan.

- antipathic

Zıt araz meydana getiren, antipatik.

- antipathy

1. Nefret, sevmezlik; 2. Aykırılık, karşıtlık (iki hastalık hakkında).

- antipellagra

genellikle B vitamin kompleksinin nikotinik asit grubu için kullanılan bir deiym.

- antipellagric

Pellagra'yı önleyen.

- antipellagric factor

PP vitamini.

- antipepsin

biochem. Pepsing ideren bir antienzim.

- antipeptone

biochem. Antialbümozdan sindirim sonucu meydana gelen pepton.

- antiperiodic

Hastalık önbetlerini karşılayan.

- antiperistaltic

Barsakların solucan kımıldaması gibi doğal olan hareketlerini önleyen.

- antiperistaltis

Normal peristaltik hareektlerin ters yönde cereyan etmesi.

- Antipernicious anemia principle

See:Vitamin B;

- antipestilential

Sari hastalıkların meydana gelmesini ve sirayetini önleyen.

- antiphagin

Antifajin, virülin (yüksek virülanslı bakterilerde fagositlere karşı direnmeyi sağlayan spesifik madde).

- antiphlogistic

& 1. İltihabı azaltan (ilaç); 2. Serinletici.

- antiprothrombin

Kanda protrombin'in trombin'e çevrilmesini engelleyerek pıhtılaşmayı önleyen madde.

- antipruritic

Kaşıntıyı önleyen veya geçiren madde.

- antipurpura

Purpuraya karşı, P vitamini (Hesperidin) için kullanılan bir deiym.

- antipyic

Cerahatlanmayı önleyen veya durduran (ilaç).

- antipyretic

& 1. Harareti yatıştıran, düşüren; 2. Ateş düşürücü (ilaç), antipiretik.

- Antipyretic bath

Ateşi (harareti) azaltan banyo;

- antipyrinomania

Aşırı antipirin düşkünlüğü, antipirin, iptilası.

- antirabic

Kuduzu iyileştiren, kuduzu önleyen.

- antirachitic

& Kemik hastalığına (raşitizme) karşı (ilaç) v.s.

- antireflux

Genellikle kronik pyelonefrit olaylarında, ureterlerin idrar kesesine ve re-implante edildikleri ameliyatı ifade için kullanılan bir deiym.

- anti-rh serum

Rh antikorları ihtiva eden serum;

- antirheumatic

& romatizmayı önleyen (ilaç).

- antiscabious

Uyuz giderici, uyuzu önleyen.

- antiscorbutic

& Skorbütü önleyen (ilaç).

- antisecretory

Sekresyonu engelleyen veya azaltan madde.

- antisepsis

Mikropların üremesini önleyen, enfeksiyon ajanlarının imhası için kullanılan araçlar, antisepsi.

- antiseptic

& Mikropların üremesini önleyen (ilaç) antiseptik.

- Antiseptic bath

Asit karbolik gibi antiseptik ihtiva eden banyo;

- antiseptics

pl. Mikroorganizmaların çoğalmasını engelleyen ve onları öldüren maddeler.

- antisera

See: Serum.

- antiserotonin

pl. Sertonin etkisini azaltan veya nötralize eden maddeler.

- antiserum

Antiserum: Parenteral yolla verilmiş olan özel antijene karşı spesifik antikorları taşıyan serum, şifalı (iyileştirici) serum.

- antisialic

1. Tükrük kesen; 2. Tükrük salgısını azaltan ilaç, salya kesen.

- antisialogogue

& Tükrük salgısını kesen (ilaç).

- antisideric

1. Demirleg ecimsiz; 2. Demirle geçimsizlik gösteren madde.

- antisocial

Topluma karşı.

- antisocialism

1. Sosyalizm aleyhtarlığı, antisosyalizm; 2. Psikiyatride cemiyetin gelenek ve göreneklerine aykırı veya ahlak dışı hareket etme (sadism gibi) eğilimini anlatmak için kullanılan terim.

- antispasmodic

& Sinir (ispazmos) nöbetlerini teskin veya meneden (ilaç), kulunç (spasm) giderici, kaşınma giderici, antispazmodik.

- antistalsis

Antistaltik hareket (barsakların peristaltizme karşılık olan geri hareketi).

- antistatic

Statik elektrik birikimini önleyebilen madde.

- antisterility

E vitaminin etkilerini anlatmak için kullanılan bir deyim, kısırlığın önlenmesi, tedavi edilmesi.

- antistreptococcin

Streptococincus türleri ile hazırlanan bir antitoksin.

- antistreptolysin

Streptolysin'e akrşı.

- antistrumatic, antistrumous

Lenf bezlerinin tüberkülozunu önleyen.

- antisyphilitic

1. Frengiye karşı ilaç; 2. Sifilizi önleyen.

- antitetanic

tetanosa karşı (ilaç).

- antitetanus serum

Tetanos'a karşı bağışık kılınmış atlardan elde edilen esrum;

- antithenar

El ayası veya ayak tabanının karşı yönünde, aya karşısında.

- antithermic

See: Antiypretic.

- antithrombin

A .veya antitrombinler doğal olarak kanda bulunan ve pıhtılaşmayı önleyici etkiye sahip olan maddelerdir.

- antithrombotic

Trombozu önlemek veya tedavi etmek için kullanılan madde.

- antithyrodin

Antitiroidin: Tiroid bezi çıkarılmış koyunların kanından hazırlanan serum (bu serum basedow hastalığı ve tiroid bezinin diğer aşırı ifraz hallerinde kullanılır).

- antithyroid

Tirodi bezini azaltmak için kullanılan madde.

- antitoxic

Toksin giderici. antitoksik.

17-02-2019, 03:17 14
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

- antitoxic sera

Tetanoz veya gazlı gangren gibi patojen bakterilerin toksinleri verilerek bunlara karşı bağışık kılınmış olan atların serumu.

- antitoxic serum

Antitoksin.

- antitoxic unit

Antitoksin birimi (100 cc. toksin birimiin tadile yetecek antitoksin miktarı).

- antitoxin

Toksini bağlayan ve onu nötralize eden cisimler, organizmaya özellikle parenteral yolla bir toksin kosulması sonucu kan selinde ve diğer hücre sıvılarında beliren ve doğmasına sebep olan spesifik toksini tadil edebilen antikor tipi, antitoksin.

- Antitoxin rash

Antikor ihtiva eden serum verilişini takiben deri üzerinde bazan görülen küçük kırmızı kabartılarla belrigin durum;

- antitragicus

Antitragicus: kulakta antitragus'un dış kısmından başlayan ve "anthelix"e uzanan küçük kas: Antitragus ile ilgili.

- Antitragohelicine

antitragus ve helis (helezon) ile ilgili (kulak hk).

- antitragus

anat. Dışkulakta kulakkepçesi çukurunun tragus karşısında bulunan en alttaki ard çıkıntısı, antitrogus.

- antituberculin

Tüberkülin enjeksiyonu ile beliren antikor, antitüberkülin

- antituberculosis

Tüberkülozu tedavi etmek veya önlemek için alınan önlem veya kullaılan yöntem.

- antitulase

Beygir, sığır ve koyunlardan mükerrer Behring tüberkülini (tulase) enjeksiyonları neticesi elde edilen ve tüberküloz tedavisinde kullanılan şifalı serum.

- antitumor

Tümör meydana gelmesini engelleyen, tümörün büyümesine engel olan.

- antitumorigenic

Tümör' (ur) belirimini önleyen, ur kesen.

- antitussive

1. Öksürük kesen, dindiren; 2. Öksürük ilacı.

- antivaccination

& Aşı arızasına karşı (ilaç, tedbir vs).

- antivenereal

& Zührevi hastalıkları önleyen (ilaç).

- antivenin

& 1. Zehire karşı (akrep ve yılan); 2. Yılan serumu (antitoksini).

- antivenom

1. Yılan antitoksini; 2. Panzehir.

- antiviral

Virus kıran, bir virüsün tesirini önleyen.

- antivirus

Antivirüs: Eskiltilmiş bakteri kültürlerined meydana gelen ve mikroplardan süzme veya santrifüj yolu ile ayırdedilebilen spesifik madde.

- antivitamin

Antivitamin: a) Patojen unsurların gelişim faktörünü köstekleyen madde; b) Bir vitaminin tesirini gideren madde.

- antivivisection

Canlı hayvan üzerinde tecrübe yapılması (vivisection) aleyhtarlığı.

- antixenic

Yabancı maddeye karşı koyan, antiksenik.

- antiypresis

Ateş düşürücü ilaçlarla yapılan tedavi, antipiretik tedavisi.

- antiyprin (E)

biochem. Renksiz billür veya beyaz billüri toz olup, ateş düşürücü ve yatıştırıcıdır (C11H12N2O).

- antiypyrotic

1. İltihabı söndüren, kesen; 2. yanık ilacı, yanıkların ateşini alan ve sızısını kesen madde.

- antizymic

Mayaya karşı, antizemik.

- antlophobia

Marazi tufan, seylab korkusu.

- Anton's symptom

Kör bir hastanın körlüğünü kabul etmemesi;

- antopoplectic

a & 1. sar'a iletini önleyen; 2. Damla (nikris) ilacı.

- Antral artery, artery, arteria

Antrum arteri, antralis;

- antral,

Antrum'la ilgili, antruma ait.

- antrectomy

Antrum tympanicum içerisine girebilecek şekilde mememsi çıkıntının trepanasyonu.

- antritis

antrum tymapnicum iltihabı.

- antrocele

Antrum Highmori'nin seröz bir sıvı ile dolması. antrosel.

- antrodynia

Sinüs eya antrum ağrısı.

- antronalgia

Üst çene sinüsü (antrum Highmori) ağrısı.

- antronasal

Üst çene sinüsü ile buruna ait, sinüs-burun.

- antrophore

Tabii bir kanal ve özellikle uretra hastalıklarında lokal tedavi maksadı ile kullanılan bir çeşit erir buji.

- antrorse

Öne ve yukarıya dönük, bükülmüş.

- antroscope

Sinüs muayene cihazı, antroskop.

- antroscopy

Sinüs muayenesi.

- antrostomy

Drenaj amacı ile bir sinüse trepanasyon uygulaması.

- antrotome

Sinüs (bilhassa antrum Highmori) delmekte kullanılan bir çeşit trepan, antrotom.

- antrotomy

Antrum (özellikle antrum Highmori) trepanasyonu.

- antrotonia

Pilor (mide kapısı) gerilimi.

- antrotympanitis

Antrum mastoideum ile orta kulak iltihabı, antrotimpanit.

- antrum

(pl. antra) 1. Oyuk, mağar,a sinüs: içi hava dolu ve duvarları mukoza ile örtülü kemik boşluğu; 2. Midenin pilorik ucundaki şişlik.

- antrum auris

Kulak davulu (timpan) boşluğu.

- antrum cardicum

Mideağzı yakınında yemekborusu (esophagus)'nun anormal genişliği.

- antrum ethmoidale (ethmodial)

Kalbur kemik (ethmoid sinüsü.

- antrum of Highmore

Highmore oyuğu, (üst) çene sinüsü, antrum Highmori.

- antrum tymapnicum

Timpan aralığı: Şakak kemiğinin mastoid kısmında kulakdavulu (timpan) ve mastoid hücrelerle iştiraki olan oyuk.

- Antrum Tympanicum pyloric antrum

Midenin pilorik ucundaki şişlik, antrum pyloricum

- antsplenetic

& dalak hastalıklarını men ve teksin eden (ilaç).

- antuitarism

Ön hipofiz aşırı fonksiyonu sonucu beliren 2acromegaly ve gigantism" hali.

- antuitrin

1. Ön hipofiz hülasası; 2. Cinsel dönemi tamamlayan ve hipofiz tarafından salgılanan bir maddenin müstahzar adı.

- antuitrin G (growth)

Ön hipofiz somatotropik hormon müstahzarı.

- antuitrin S

gebelerin idrarından elde edilen, ön hipofiz özelliğinde "chorionic" gonadoropin müstahzarı.

- antuitrin T (Thyrotropic)

Ön hipofiz tirotropik faktör müstahzarı.

- antxiety neuro

Merak (endişe) nevrozu;

- antylus method

Antyllus metodu bir anevrizmada "incsion" ile kesecik boşaltıldıktan sora, arterin her iki yanına ligatür konulması;

- anuclear

çEkirdeksiz, nüvesiz.

- anular, annular

Halka gibi, halkaya ait, anularis.

- anulus, annulus

Halka, yüzük.

- anulus, annulus conjunctivae

anat. Akçal kırtışından (epitel) göz sırçasının ön yüzeyinin kırtışına (epitel) geçiş.

- anulus, annulus femoralis

Uyluk halkası.

- anulus, annulus fibrocartilagineus

anat. Kulak zarını sulcus tympanicusa yapıştıran doku.

- anulus, annulus fibrosi

Miyokard fibröz halkaları.

- anulus, annulus fibrosus,

ana. Telsel halka.

- anulus, annulus inguinalis

Göbek kasık kanalının derialtı deliği.

- anulus, annulus inguinalis profundus

Peritonönü deliği.

- anulus, annulus inguinalis profundus,

anat. Karın zarı önü deliği.

- anulus, annulus inguinalis superficialis

anat. Derialtı deliği.

- anulus, annulus iridis major

anat. İrisin ciliar bölümü.

- anulus, annulus iridis minor

anat. İrisin ciliar bölümü.

- anulus, annulus iridis minor,

anat. İrisin pupillar bölümü.

- anulus, annulus tendineus communis

anat. Gözün doğru kaslarının çıkışına uyan kiriş halkası.

- anulus, annulus umbilicalis

anat. Linea alba üzerinde bulunan göbek halkası.

- anuresis

İdrar retansiyonu: İdrarın mesane (disik torbası) de tutulması;

- anuria

İdrar kesilmesi, anüri (böbrek kökenli).

- anus

1. anus. makat; 2. Ağız, medhal, delik; 3. Psikiyatride sindirim kanalının başlangıç (proximal) noktası (ağız) ve bitim kısmı (anus) özellikle bazı psikopatik kişilikleri belirtmekte siklet merkezi rolünü oynar.

- anus cerebri

Sylvius kanalı ön deliği.

- anus feminarum amatarum lambere

Cinsi aykırılıklar arasında dudakların anal bölgeye uygulanması.

- anus of Rusconi (Rusconi's)

Rusconi delikçiği (embriyon'da "gastrulation" sırasında meydana gelen boşluktaki ilkel delik, blastopor.

- anusitis

Anus iltihabı.

- anvil

Örs kemiği.

- anxietas

Derin sıkıntı, iç sıkıntısı.

- anxietas praesenilis

İhtiyarlık (çökme) başlangıcı huzursuzluğu.

- anxietas tibiorum

Bacak durumunu sürekli olarak değiştirme ile vasıflı derin sinirlilik hali (özellikle yatakta).

- anxiety

derin sıkıntı, iç daralması, iç sıkıntısı;

- anxiety equivalent (equivalent of antiexty attack)

Kalp çarpıntısı, ani ishal gibi şiddetli somatik bir belirtinin derin korku ve sıkıntı halinin yerini alması.

- anxiety hysteria

İsteri ve korku nevrozu arasında yer alan sinirlilik kompleksi.

- anxiety neurosis anxiety state

Tekrarlayan akut A krizleri ile (panik) karakterize olan bir çeşit nevroz.

- Anxiety reaction

Korku, endişe ve aşırı huzursuzlukla belirgin asabi davranış;

- Anxiety state

Ruhsal gerilimle belirginsıkıntı ve huzursuzluk hali;

- anxiety state (anxiety neurosis)

Cinsi uyarım ve tatminin noksan olması gibi marazi bir korku ve sıkıntıya bağlı sinirlilik kompleksi, sıkıntı nevrozu.

- anypnia

Uykusuzluk

- aorta

(pl. aortae or aortas). Vücudun en büyük arteri, kanı yürekten vücuda nakleden damar, büyük orta damar, aort.

- aorta abdominalis

anat. Böleç (diafram.) girişiyle 4. bel omuru gövdesi üzerindeki kolka çatalı arasındaki kolka bölümü.

- aorta angusta

Doğuştan aort darlığı.

- aorta ascendens

anat. Kolkanın, bürgeden (pericard) çıkıncaya değin uzanan, yükselen bölümü.

- aorta chlorotica

"Chlorosis" e yol açan genel aort darlığı.

- aorta descendens

anat. Kolkanın, isthmusta kolka yayından başlayarak 4. bel omuru gövdesi üzerindeki kolka çatalına değin uzanan, alçalan bölümü.

- aorta sacralis mediana

anat. Kolkanın (aorta) ince median uzantısı.

- aorta thoracica

anat. Aorta descendensin, böleç girişine değin erişen bölümü.

- aortalgia

n.Aort sancısı, aort bölgesinde duyulan ağrı.

- aortarctia

Aort darlığı.

- aortectasia, aortectasis

Aort genişlemesi.

- aortic

Aorta ait.

- aortic aneurysm

See: aneurysm.

- Aortic arch

Aort kavsi, arcus aorticus.

- Aortic foramen

Diafragmadan aortun geçtiği delik;

- aortic incompentence

Romatizmaya veya sifilize bağlı olarak gelişen ve kanın, aorttan sol karıncığa geri dönmesine sebep olan durum, aort yetmezliği.

- Aortic incompetence

Aort kapağının yetersiz çalışmasına bağlı, bir kısım kanın geri dönüşü ile belirgin aort yetmezliği;

- aortic murmur

Aort odağında işitilen anormal ses, üfürüm.

- Aortic regurgitation

Aort yetmezliği;

- aortic sinus

Aort sinusu. Valsalva sinusları, sinus aortae;

- aortic stenosis

Romatizmal kalb hastalığı sonucunda aort kapağının daralması.

- aortic valve

Sol karıncık ile orta arasında bulunan kapak, aort kapağı;

- aortic ventricle

Sol (kalb) ventrikülü ventriculus sinister;

- aortitis

Aort iltihabı (çoğunlukla frengi daha seyrek olarak romatizmada görülür)

- aortoclasia

Aort yırtılması.

- aortogram

See: arteriogram.

- aortography

Aort radyografisi.

- aortolith

Aort taşı (aort duvarlarında kalsifiye birikimler).

- aortoptosia

Karın aortunun aşağıya doğru inmesi, aort düşüklüğü.

- aortostenosis

Aort daralması veya tıkanması.

- apallestenosis

Titreşim duyumunun kaybolması (deri üzerine diyapazon uygulaması yolu ile kontrol edilir).

- apancreatic

Pankreasla ilgili olmayan, pankreas dışı.

- apandria

Erkeğe karşı duyulan marazi nefret (kadınlar hk.) er sevmezlik.

- apanthropy, apanthropia

Marazi cemiyet (topluluk) korkusu;

- aparathyrosis

Paratiroid bezi yokluğu veya yetersizliği.

- apareunia

Kadın cinsi (seksüel) organlarındaki gelişim kusurları, (vaginanın çok küçük kalması, darlığı, kızlık zarının anormal durumu) yüzünden beliren birleşme imkansızlığı.

- aparthrosis

Çıkık.

- apastia

Marazi perhiz, yemekten kaçınma.

- apathetic

Hissiz, duygusuz, inatçı.

- apathic

Gamsız, gevşek, hissiz.

- apathism

Uyuşukluk, miskinlik, üşengenlik.

- apathy

Apati: 1. Çevre ile patolojik ilgisizlik, lakayıtlık, duygusuzluk, hissizlik, kayıtsızlık, soğukluk; 2. Miskinlik, üşengenlik, ihmal.

- ape hand

1. Maymun eli: tenar ve hipotenar kaslarının atrofisi yüzünden başparmağın geriye çekilmesi; 2. Bir şey tutulması halinde, maymunlarda olduğu gibi parmakların eleyası içerisine doğur bükülmesi ile vasıflı bir sinir afeti;

- apeidosis

Bir hastalıkta histolojik-tablo veya klinik görünüşün normal tipten ayrılması, aykırı şekil.

- apellous

1. Kabuk bağlamamış, deri ile örtülmemiş (yara hk.); 2. Sünnet olmuş, sünnetli.

- apepsia, apepsy

Hazımsızlık, apepsi, dispepsi.

- aperient

a.&n. Pürgatif, müshil.

- aperistalsis

Peristaltik hareketin kesilmesi, durması.

- aperitive

a.&n. 1. İştah açıcı; 2. İştah ilacı.

- Apert's disease

Apert hastalığı veya belirtisi: Başın sivriliği (acrocephalia), el ve ayakların birbirine yapışıklığı ile vasıflı malformasyon

- apertura

(pl. aperturae), Delik, boğaz, ağız.

- apertura cellularum mastoidearum

Mastoid sinüs ağzı.

- apertura cutis

Deri delikleri.

- apertura externa aqueductus vestibuli

Vistibul kanalcığının dış ağzı (içkulak yolu ağzının arkasında bir tırnak izine benzeyen girintinin dibindeki delik).

- apertura externa canaliculi cochleae

Koklea (kulak helezonu) kanalcığının dış ağzı: Şakak kemiğinin kaya parçası ard açısında fossa jugularis yanında küçük huni biçimi delik.

a- pertura externa canaliculi tympanici

Karotis kanalı ile fossa jugularis arasında Jacobson kanalcığının dış deliği.

- apertura externa canalis carotici

Karotis kanalının dış ağzı (Fossa jugularis önünde).

- apertura inferior canaliculi tympanici

Timpan (kulakdavulu) kanalı dış deliği.

- apertura interna aquaeductus vestibuli

İç kulak (labirent) Reissner çukurcuğu (kulak dehlizinin eliptik çukurcuğu altında okumsu bir olukla başlayan çok dar delik).

- apertura interna canalis carotici

Şakak kemiğinin kaya parçası alt yüzeyinde canalis caroticus deliği (karotis kanalının iç deliği).

- apertura labyrinthica canaliculi cochleae

Koklea (kulak helezonu) kanalı iç ağzı.

- apertura laryngis

Gırtlak ağzı, başlangıcı.

- apertura lateralis ventriculi quarti (apertura lat

Luschka deliği; Axel Key-Bentzius deliği; IV. karıncık ard duvarı yan açısında tarin kapakçığı ve ligula arasındaki iki küçük delikten her biri; IV. karıncık yan deliği.

- apertura medialis (mediana) ventriculi quarti

Dördüncü karıncığın arka duvarındaki Magendie yarığı, IV. karıncık orta deliği, apertura mediana rhombencephali.

- apertura orbitae

anat. Göz çukuru.

- apertura pelvis (minoris) inferior

anat. Leğen (pelvis) alt boğazı (geçidi).

- apertura pelvis (minoris) superior

Pelvis kanalı, leğen üst geçidi (darlığı).

- apertura piriformis

Burun deliği (kafatasında), burun boşlukları ön deliği.

- apertura scalae vestibuli

Vestibül (dehliz) basamağı (skalası) aralığı.

- apertura sinus frontalis

Alin sinüsü aralığı.

- apertura sinus sphenoidalis

Kamamsı kemik (sphenoid) sinüsü aralığı.

- apertura spinalis

Omur deliği (omur iliğin yerleştiği vertebra aralığı).

- apertura spuria canalis facialis

Fallopius kanalı.

- apertura superior canaliculi tympanici

apertura interna canaliculi petrosi superficialis minoris), Canalis facialis dirseğinde ervus petrosus superficialis minor'a ait yan delik.

- apertura thoracis inferior (caudalis)

Göğüs aralığı (alt), göğüs kafesi tabanı.

- apertura thoracis superior (cranialis)

Göğüs aralığı (üst), göğüs tepesi.

- apertura tympanica canaliculi chordae tympani

anat. Chorda arkının kulak tüngürüne açılan açıklığı.

- aperture

1. Delik, boğaz, ağız; 2. Gedik, menfez, aralık, yarık apertura; 3. Çap (optik aletler hk.).

- aperture lens

Elektron objektif.

- aperture of larynx

See: Apertura laryngis.

- aperture of the lactiferous duct

Süt kanalı gözeneği, ağzı.

- aperture plate

Çap levhası: Bir adese (mercek) nin çapını belirtmek için kullanılan yuvarlak delikli levha.

- aperture ratio (Relative aperture)

Çap oranı, izafi çap (adese hk.): Bir adese (mercek) de çapın foküs mesafesine oranı.

- aperture vignette

Siper, maske: Siyah kağıt, pek ince kırmızı selüloit veya kalay varak gibi bir klişenin ışığa gösterilmesi istenilmeyen yerlerini örtmekte kullanılan materyel.

- apex

(pl. apexes of apices). Apeks: 1. Uç, tepe, zirve; 2. Kökucu (Diş tacının aksi olarak kökün en nihayeti ki, oradan pulpaya giden sinir ve kan boruları geçer).

- apex alae magnae

Sfenoidin kanadımsı bölgesi ucu, angulus parietalis ossis sphenoidalis.

- apex anterior conchae nasalis inferioris

Burun alt boynuzcuğu ön çıkıntı.

- apex auriculae Darwini,

Darwin çıkıntısı: Helis (helix) in yukarı dirseğinde bulunan ve maymunlardaki tuberculum auriculae ile kıyaslanarak insanın maymun kökenli olduğuna bir işaret olarak sayılan küçük tümsekcik.

- apex beat

See: Apex;

- apex beat (of the heart)

Kalbin vuruş noktası, ictus cordis.

- apex capituli fibulae

Kamış kemik (fibula) stiloid çıkıntısı, fibula başçığı tepesi.

- apex cartilaginis arytaenoideae

İbriksi kıkırdakda yay biçimi çıkıntı (ibik) ucu.

- apex cordis (apex of the heart)

Kalb ucu, kalb (tepesi) zirvesi (kalbin sol karıncık karşılığı olan ve sol 5. ci kaburgalar arsı mesafede, sternum ortasından 8 cm. uzakta yer alan küt bölgesi).

- apex cuspidis

anta. Bir diş tümseciğinin tepesi.

- apex dentis

Diş kökü.

- apex glandis

anat. P.nisin başı.

- apex linguae

anat. Dh ucu.

- apex nasi

anat. Burun ucu.

- apex ossis sacri

anat. Kuyruksokumu kemiğinin, altta bulunan ucu.

- apex partis petrosae

anat. Kayanın öne ve içyana yönelik tepesi.

- apex patellae

Dizkapağı kemiği (patella) tepesi.

- apex prostatae

anat. Öndülün, siyeği çevreleyen, aşağıya ve öne yönelik, tepesi.

17-02-2019, 03:17 15
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

apex pulmonis

anat. Bölümsel olarak thoraxın üst apertürünün üzerine oturan akbağır tepesi.

apex pyramidis (ossis temporalis)

Şakak kemiği piramidi (kaya parçası) zirvesi, tepesi.

apex radicis dentis (Root apex)

Diş kökü (nihayeti, ucu).

apex suprarenalis (glandulae dextrae)

Sağ böbreküstü bezi kenarlarının birleşme noktası.

apex unguis

Tırnak ucu.

apex vesicae

Mesane (sidik torbası) tepesi, zirvesi.

Apgar index

Yeni doğan'ın genel durumunu, deri rengi, kalb atımı, solunum, refleksler ve kas tonüsü göz önüne alınarak değerlendirmede kullanılan indeks.

apgar score

Yeni doğan çocuğun tanımlanmasında kullanılan kayıt ve bilgiler.

aphagia

Yutma yeteneğinin kaybolması, yutma yitimi, yutamazlık, afaji.

aphagia algera

Ağrı yüzünden yutmaktan kaçınılması, ağrılı yutma güçlüğü.

aphakia

Gözde lensin bulunmaması, afaki.

aphalangiasis

Falanksızlık hali, afalanjiyaz.

aphasia

Merkezi konuşamama hali, afeni, afazi.

aphonia

Ses şeritlerinin fonksiyonlarının bozulması sonucu meydana gelen ses çıkaramama hali, afoni.

aphrasia

Tasavvur yeteneğinin bozulması yüzünden cümle yapamama.

aphrodisiac

a.&n. Cinsi arzuyu kamçılayan ilaç, şehvet ilacı; Şehvet getirici.

aphrodisian

Şehvet arttırıcı.

aphtha

Ağız mukozasında görülen ufak, kirli sarı lekeli ağrılı yaralar, aft, stomatitis aphtosa.

aphtha pecorinae

Aft salgını.

aphtha tropicae

Sprue.

Aphthous stomatitis

Stomatitis aphthosa;

Aphtous fever

İnsanlara da geçebilen bir tür hayvan hastalığı, aft humması;

Apical foramen

Diş zirvesinden pulpaya giden yolun ağzın Winslow yarığı, foramen epiploizi;

apical granuloma

Periyodont tümörü;

apicectomy

Diş kökünün çıkarılması.

apicolysis

Akciğerin apeks bölgesinde tüberküloz mevcut olduğu zaman.

apiol

Maydanoz veya dereotundan çıkarılan ve adet (menstruation) bozukluklarında kulanılan bir yağ (C12H14O4).

Apl principle

See: Anterior pituitary like hormone;

aplasia

Dokuların noksan veya fena oluşu, aplazi.

aplastic

a) Şekil veya yapısı olmayan, b) Yeni dokular meydana getirebilme yeteneğinden yoksun olan.

apnea

Solunumun muvakkat bir zaman içinde durması, apne.

Apnea monitor

Solunum hareketlerinin seyri esnasında oluşabilecek apne devresini haber veren alet;

apnoea

Cheyne-stokes solunumunda olduğu gibi, solunumun geçici olarak durması.

apocrine

pl. Özellikle genital, perianal ve aksillar bölgelerde bulunan değişikliğe uğramış durumdaki ter bezleri.

apodia

Konjenital ayak yokluğu, ayakların doğuştan bulunmaması.

apomorphine

Zerk yoluyla kullanılan güçlü bir kusturucu.

aponeurosis

Vücudun bazı yerlerinde bulunan mukavim bir doku, akderi, akörtü, aponevroz(is).

aponeurosis epicranialis

anat. Musculi epicraniusun üç bölümünün tutunduğu tepeliksi yüzey kirişi.

aponeurosis linguae

anat. Kaslarla kırtış (epitel) arasında yer alan oldukça güçlü bağ dokusu katmanı.

aponeurosis m. bicipitisbrachii

anat. Biceps kirişinin içyana doğru altkol akzarına uzanan akörtümüs bölümü.

aponeurosis plantaris

anat. Ayak tabanında, tuber calcaneiden orta phalanx kemiklerine değin uzanan,g üçlü, kirişten pul.

aponeurositis

Aponevroz (akörtü) iltihabı.

aponeurotic

Aponevroza ait veya aponevroz nevinden, aponevrotik.

aponeurotomy

Aponevrozu kesme ameliyatı, aponevrotomi.

apophysis

Sivrim.

apophysitis

Sivrim iltihabı.

apoplectic

1. Felce ait; 2. Felce istidatlı.

Apoplectic coma

Apopleksi nedeniyel aniden gelişen koma;

apoplectic fits

Felç nöbeti.

apoplectic temperament

Felci davet eder mizaç.

apoplexy

İnme, fleç, nüzul.

Apostoli's treatment

Eskiden rahim hastalıklarında uygulanmış olan elektrik tedavisi (Bugün terkedilmiştir);

apothecary

Eczacı.

apparatus

Aygıt, alet, cihaz, vasıta, aparey.

apparatus digestorius

anat. Sindirim aygıtı.

apparatus lacrimalis

anta. Gözyaşı aygıtı.

apparatus respiratorius (Systema respiratorium)

anat. Solunum örgenleri.

apparatus riva-rocci apparatus

Damarlardaki kan basıncını ölçmeğe yarayan alet.

apparatus urogenitalis (Systema urogenitale)

anat. Boşaltım ve exey aygıtı.

apparatus vaquez apparatus

Kan basıncını ölçmeğe yarayan alet (maksimal ile minimal dereceler manometreden okunur ve Pachon aletinin aksine kulakla kontrol edilir).

apparition

Beyin rahatsızlığından ileri gelen evham, birsam.

appendectomy

Apandisin ameliyatla çıkarılması.

Appendiceal (appendicularabscess) abscess

Apandisit apsesi;

appendicectomy

Apandisi kesip çıkarma ameliyatı.

appendicitis

Had apandisit.

appendicostomy

Appendix vermiformis'in karın yüzeyine ağızlaştırıldığı bir ameliyat yöntemi.

appendicular

Apandise ait, appendicularis.

Appendicular artery, arteria

Apendiks arteri, appendicis vermiformis veya oppendicularis;

appendicular skeleton

Kol v bacak kemikleri ile havsala ve omuz kemiksi kemerleri;

Appendiculocecal apex

Apendis ile körbarsak arasındaki delik (kapı);

appendix

Körbarsağın solucanımsı uzantısı, apandis, apendiks.

appendix epididymidis

anat. Erbeziüstü başındaki saplı kabarcık (Wolff arkının kalıntısı).

appendix fibrosa hepatis

anat. Karabağrın sol lopunun üst ucundaki bağ dokusu uzantısı.

appendix testis

anat. Erbezinin yukarısında bulunan kabarcık biçimindeki uzantı (Müller arkının kalıntısı).

appendix ventriculi laryngis

anat. Gırtlak karıncığı, ses ve karıncık kıvrımları arasındaki yanal girinti.

appendix vermiformis

anat. Solucansı uzantı.

apperception

Duyusal bir stimulus'un açık şekilde anlaşılması.

appetency

1. İştah; 2. Şehvet.

appetite

İştah (İştiha).

application(s)

T atbik(at).

applicator

Yerel tedavi maddelerinin uygulanabilmei için kullanılan araç, radyum tedavisinde olduğu gibi.

applied chemistry

biochem. Tatbiki kimya;

apposition

İki kenarın veya sathın yanyana getirilmesi veya birbirine yaklaştırılması.

approximating suture

Bir yaranın kenarlarını birleştirmek gayesiyle konan dikiş;

apraxia

Belirli hareketleri doğru yapamama, apraksi.

apronal

Carbromal benzeri bir madde.

apsychia

Ruhi cansızlık, apsişi.

aptitude

Fiziksel ve ruhsal olarak bir görevi gerçekleştirebilme yeteneği, istidat.

apyretic

Nöbetsiz.

apyrexia

Nöbetsizlik.

apyrexis

Nöbetler arasındaki fasıla.

apyrogen

Ateş yapmayan, ateş yükselmesine sebep olan herhangi bir madde ihtiva etmeyen.

aqua

1. sıvı; 2. biochem. Su (H2O).

aqua destillata

Distile su, damıtık su.

aqua fortis

biochem. Kezzap suyu, nitrik asit.

aqua hamamelis

Bu çalının kabuklarından elde edilen estrenjan bir losyon.

aqua menthae pipiritae

biochem. Nane suyu.

aqua puncture

Mayi ponksiyonu.

aqua regia

biochem. Kezzap suyu ile tuz ruhundan mürekkep altın eritmeğe mahsus bir sıvı.

aquatic

1. Suya ait; 2. Suda yaşar.

aqueduct

Kanal, boru, aquaeductus.

aqueduct cerebral

Beyincik dördüncü karıncığın Sylvius kanalı, aquaeductus cerebri.

aqueduct of Sylvius

Beyinde üçüncü ve dördüncü ventrikülleri birleştiren kanal.

aqueous

Sudan ibaret olan, su ile yapılan, sulu olan.

Aqueous humo(u)r

Göz kamaralarında bulunan sıvı;

aqueous humor

Gözde bulunan bir sıvı, sıvı hümör, corpus vitreum.

arachidonic acid

Temel yağ asitlerinden biri, araşidik asit.

arachis oil

Yer fıstığından elde olunan bitkisel bir yağ.

arachnephobia

Örümcek korkusu, araknefobi.

arachnidism

Örümcek ısırmasından zehirlenme, araknidizm.

arachnodactyly

Konjenital olarak parmakların normalden çok uzun olması.

arachnoid

Örümcek ağına benzer yapıda olan.

arachnoid membrane

Beyin ve omuriliği saran, pia mater ile dura mater arasında yer alan ince bir zar, örümcek zar, araknid, arachnoidea.

arachnoid sheath

Dura mater ile pia mater arasındaki ince zar;

arachnoiditis

Araknoid (zarı) iltihabı.

Aran-Duchenne disease

Miyelopatik kas atrofisi;

arbor

[pl. arbores]. Ağaç.

arbor vitae

a) Median kesitte, serebellar korteksin ağaca benzeyen durumda görünümü. b) Uterusta, servikal mukozanın katları, c) Yaşam ağacı.

arborization

Ağaç dallarına benzer düzende olan.

Arborization heart block

Purkinje sisteminin ince dallarında iletim bozukluğuna bağlı olarak gelişen kalb bloku;

arboviruses

Eklembacaklılar tarafından taşınanlar.

arc

See: arch.

arcanum

1. Bileşimi sır olan ilaç; 2. İksir.

arch

Yay, kavis, kemer, arcus.

arch of the foot

Taban kavsi, arcus plantaris.

archicerebrum

Büyük beyni, asıl beyin.

Arciform (arcuate) artery, arteria

(of kidney), Böbrek yaysı arteri, arciformis veya arcuata renalis;

arcuate

Yaybiçim, yaysı, kavsi, eğri, arcuatus.

Arcuate artery, arteria

Yaysı arter, arcuata;

arcuate vein

Kemersi venler (böbrekte), venae arciformes;

arcuation

Eğrilik, yay şeklinde olma hali.

arcuation alveolaris

anat. Processus alveolarisin yaysı erkin kıyısı.

arcuation anterior

anat. Ön ilkomur eğmeci.

arcuation aortae

anat. Aorta ascendens ve descendens arasında yer alan kolka yayı.

arcuation cartilaginis cricoideae

anat. Halka kıkırdak eğmeci.

arcuation costalis

anat. Yedinci ila onuncu eğe kıkırdaklarınca oluşturulan eğeler eğmeci.

arcuation dentalis inferior

anat. Alt diş eğmeci.

arcuation dentalis superior

anat. Üst diş eğmeci.

arcuation palatoglossus

anat. Çağlacık çukurunun (fos. tons.) önünde, damaktan dile uzanan ve aynı adı taşıyan kasın üzerinde yer alan sümükdoku kıvrımı.

arcuation palatopharyngeus

anat. Çağlacık çukurunun (fos. tons.) ardında, damakla tutak çiti arasında ve aynı adı taşıyan kasın üzerinde yer alan sümükdoku kıvrımı.

arcuation palmaris profundus

anta. Arteriae radialisin, uzun bükücü kirişlerinin altında bulunan, uzantısı olan ayanın derin eğmeci.

arcuation palmaris superficialis

anat. Ayanın, ayasal akörtüyle uzun bükücü kirişleri arasında yer alan ve ana kaynağı arteriae ulnaris olup ayrıca arteriae dad. le de ağızlaşan, yüzeysel eğmeci.

arcuation palpebralis inferior

anat. Aşağıda tarsusun üzerinde arteriae palp. med. ve lat. arasındaki bağlantı.

arcuation palpebralis superior

anat. Yukarıda tarsus'un üzerinde arteriae palp. med. ve lat. arasındaki bağlantı.

arcuation pedis longitudinalis

anat. Ayağın boyuna eğmeci.

arcuation pedis transversalis

anat. Ayağın enine eğmeci.

arcuation posterior

anat. Arka ilkomur eğmeci.

arcuation pubis

anat. Çatı eğmeci.

arcuation senilis

anat. Yaşlı insanların kornea çevrelerinde görülen mat bir halka.

arcuation superciliaris

anat. Kaş yayı.

17-02-2019, 03:18 16
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

arcuation tendineus

anat. Kiriş yayı.

arcuation vertebrae

anat. Omur eğmeci.

arcuation zygomaticus

anat. Elmacık eğmeci.

arcus neuralis; Pharyngopalatine arch

Yutak-damak kemeri, arcus pharyngopalatinus;

area

[pl. area ol areas], Alan, saha.

area gastricae

anat. Sümükdokunun üst yüzeyinin, düz oluklarca sınırlanmış olan ve 1-6 mm. çapında olan,t ümseciksi alanları.

area intercondylaris anterior

anat. Kaval kemiğinin diz eklem yüzleri arasında ve eminentia intercondylarisin arkasında bulunan alan.

area subcallosa

anat. Alın lopunun içyan dış yüzeyinde genu ve rostrum corporis callosi'nin tam altındaki alan.

areata

Tröfonörotik bozukluklar sonuc sağlam deride yuvarlak saçsız yerlerin bulunması.

arenation

Sıcak kumbanyosu, sıcak kumile tedavi.

areola

Ayla, areol; 1. İnsan memesi etrafındaki siyah daire; 2. Çıban etrafındaki siyahlık.

areola arm

Silah yarası halesi.

areola arm-pit

Silah yarası hale çukuru.

areolar

Areol şeklinde, areolaris.

Areolar tissue

Gözeli doku;

Argentaffine cell

Gümüş tuzları ile boyanan hücre;

argentic

biochem. Gümüşlü, gümüş ihtiva eden.

argentum

Gümüş (Ag).

arginase

Arjininleri parçalayan bir karaciğer enzimi.

arginine

biochem. Bir aminoasit (NH2C (NH)2 (CH2)3 CHNH2CO2H).

arginino-succinuria

biochem. İdrarda arginin ve süksinik asit bulunması.

argon

biochem. A sembolü ile bilinen, Atom no: 18 ve Atom ağırlığı: olan kimyasal element, argon.

Argyli-Robertson sign

Pupillanın mesafeye karşı defleksinin bulunması fakat ışık refleksinin mevcut olmaması;

argyll Robertson Pupil

n.biochem.Uyum yapabilen, ancak ışığa karşı reaksiyon göstermeyen gözbebeği.

Argyll Robertson's operation

Glokomda ağrıyı azaltmak için sklera tabakasının delinmesi;

argyrol

n.biochem. Protein ihtiva eden gümüş bileşimi (antiseptik olarak kullanılır).

ariboflavinosis

biochem. Riboflavine'in ve diğer B grubu vitaminlerin noksanlığını belirten bir deymi. Dudaklarda, ağız köşelerinde, burun çevresinde, gözde lezyonlar yapar. Deride de seborreik dermatit yapmaktadır.

Aristotle's

Aristo anomalisi: Çaprazlama tutulan baş ve işaret parmakları arasına kalem gibi küçük bir cisim yerleştirildiği zaman, yanlış olarak iki şey varmış gibi his alınması;

arithmomania

biochem. Şahsın devamlı olarak rakamlarla meşgul olduğu bir çeşit çılgınlık.

armed tapeworm

Taenia solium;

Armsby's operation

See: Andrew's operation;

aromatic elixir

biochem. Kokulu iksir.

aromatic hydrocarbon

biochem. Altı karbonlu bir halkada üçüncü çift bağa sahip bir hidrokarbon;

aromatic series

biochem. Benzenden türeyen bileşimler;

Aromatic vinegar

biochem. Aromatik sirke.

around

prep. Çevresinde, etrafında, peri.

arrectores pilorum

Kıl foliküllerine bağlı olan ve istem dışı çalışan düz kas lifleri.

arrhenoblastoma

Ovariumlarda meydana gelen ve kadında erkeksi karakterlerin belrimesine sebep olan bir tumör.

arruga suture

Retina yapışıklıklarının tedavisinde göz çevresine konan özel bir dikiş.

arrythmia

Bir olayın, normalden daha değişik bir ritmde cereyan etmesi, örneğin kalbaritmileri gibi. Sinus arrythmia, Kalb atımsayısının soluk alınırken artması, soluk verilirken azalması.

arsenate

biochem. Bir arsenik asid tuzu.

Arsenic

Aşırı arsenik alanması veya arsenikle zehirlenmede beliren görme bozukluğu.

arsenic necrosis

Diş civarı nekrozu, arsenik nekrozu;

arsenic trioxide

biochem. Üç değerli arsenik oksidli (A52O3), muharrişbeyaz bir tozdur.

arsenical

biochem. a) Arseniğe ait, b) Arsenikli bileşim.

Arsenical bath

Hafif arsenik solüsyonlu ılık banyo;

arsenicated

Arsenikle karışık olan, arsenikli.

arsenious

biochem. Arseniğe ait, arsenikli.

arsenite

biochem. Arsenik asidin tuzu.

arsine

biochem. Renksiz ve çabuk alevlenir bir gaz olup, sanayide zehirleyici olabilir (H3As).

arsonvalisation

300.000 ila 600.000 frekanslı cereyan ile tedavi.

arsphenamine

biochem. Frengi tedavisinde kullanılan bir arsenik bileşimi OH.C6H3-(NH2HCI). As2.

artefact

Fiziksel veya kimyasal olaylar sırasında meydana gelen ve doğal olmayan bir ürün.

arteralgia

Bir atardamarda duyulan ağrı hissi.

arteria

(pl. arteriae).

arteria labialis inferior

anat. Alt dudağın kaslarla sümükdoku arasında yer alan, atardamarı.

arteria angularis

anat. Arteria facialis'in uç dalı.

arteria ascendens

anat. Çıkan içeriğe çıkan dal.

arteria auricularis posterior

anat. Sırtsal çıkışlı üçüncü atardamar.

arteria auricularis profunda

anat. Arkaya ve yukarıya doğru bükeç eklemi, dış kulak yolu ve kulak zarına uzanır.

arteria centralis retinae

anat. Göz yuvarının yaklaşık 1 cm. arkasında alttan gelerek görme sinirlerine girer ve ağdokunun (retina) içinde dallanır.

arteria cerebelli inferior arterior

anat. İmikçiğin (cerebellum) arkaalt bölümüne gider.

arteria cerebelli inferior posterior

anat. İmikçiğin (cerebell) arkaalt bölümünü besleyen atardamar.

arteria cerebelli superior

anat. İmikçiğin dış yüzeyine gider.

arteria cerebri

anat. İmik (beyin) atardamarları.

arteria cystica

anat.Çok geçmeden dallanarak öt torbasının ön ve arka yüzeyine gider.

arteria digitales plantares propriae

anat. Parmakların tabansal iç ve dış yüzlerinde uzanan atardamarlar.

arteria digittates palmares communes

anat. Parmakların yanalına yönelen 3-4 atardamar.

arteria dorsalis penis

anat. Kamış sırtında fascia penis'in altında öne doğru kamış başına değin uzanır.

arteria genus media

anat. Aşağıarka yanda uzanarak çapraz bağlara ve söllü kıvrımlara gider.

arteria iliaca communis

anat. Böğür ana atardamarı.

arteria intercostalis suprema

anat. Her iki birincil intercostalis atardamarın ortak kütüğü.

arteria labialis superior

anat. Üst dudağın, kaslarla sümükdoku arasında yer alan atardamarı.

arteria metacarpeae palmares

anat. Ayanın derin eğmecinin, parmaklar arası aralıklara yönelen, cılız dalları.

arteria nutriciae humeri

anat. Humerusun kemik iliğine giden dallar.

arteria obturatoria

anat. Leğenin yanal çitinde uzanır ve foramen obturatum'dan geçerek yaklaşıcılara gider.

arteria palpebrales mediales

anat. Üst ve alt gözkapağına giden bir atardamar.

arteria phrenicae inferiores

anat. Böleci alttan besleyen eşli atardamarlar.

arteria phrenicae superiores

anat. Göğüs kolkasının, alt bölümünün, bölecin komşu bölümlerine giden, küçük dalları.

arteria pudendae externae

anat. Karın alt çiti ve dış genitallere giden ve genellikle sayısı iki olan atardamarlar.

arteria pulmonalis dextra

anat. Yükselen kolkanın (aorta asc.) ardında bulunan sağ akbağır atardamarı.

arteria pulmonalis sinistra

anat. Sol akbağır atardamarı.

arteria rectalis media

anat. Leğen döşemesinin üzerinde gödene değin uzanır.

arteria renalis

anat. Genellikle birinci bel omurunun önünde başlar ve önceden dallanaraktan böbreğe gider.

arteria renis

anat. Böbreğin atar damarları.

arteria sacralis mediana

anat. Kolkanın (aorta) ince median uzantısı.

arteria segmenti anterioris

anat. Karabağrın içyanbölütüne.

arteria segmenti anterioris inferioris

anat. Böbreğin ön alt bölütüne.

arteria segmenti medialis

anat. Karabağrın içyan bölütüne.

arteria segmenti posterioris

anat. Karabağrın arka bölütüne.

arteria sementi anterioris superioris

anat. Böbreğin ön-üst bölütüne.

arteria subcostalis

anat. 12. eğenin altında bulunan bölütsel atardamar dalı.

arteria supraorbitalis

anat. Gözevi damının altında incis. supraorb'ten alna.

arteria suprarenalis inferior

anat. Böbreküstü bezine giden dallar.

arteria suprarenalis media

anat. Doğrudan doğruya kolkadan (aorta) çıkarak böbreküstü bezine giden atardamar.

arteria suprarenalis superior

anat. Üç böbreküstü bezi atardamarının en üstte olanı.

arteria surales

anat. Baldır kaslarına ve biceps kirişine giden dallar.

arteria tarseae mediales

anat. Ayağın iç dışlağına giden çok sayıda erkin dal.

arterial

Artere ait, arteryel.

arterial blood

Temiz kan, dokulara oksijen götüren kan.

Arterial canal

Ductus arteriosus (Botalli);

Arterial hemorrhage, hemorrhagia

Yırtılan veya kesilen arterden gelen kırmızı kanla belrigin kanama, arter kanaması;

arterial hyperemi

Belli bir bölgede arteryel kan akımının hızlanışı ve artışı nedeniyle gelişen hiperemi;

Arterial sclerosis

Arter duvarlarının sertleşip kalınlaşması;

arterial system

Arter (damar) sistemi, systema vasorum.

arterial systole

Arterlerin ritmik nabazanı;

Arterial transfusion

Arter içine kan veya diğer sıvıları verme;

arterial ulcer

Arter yarası;

arterial varioliform

Atardamar (arter) genişlemesi.

arterial vein

Arteryal kan taşıyan ven (vena pulmonalis gibi);

arterialization

Damarlardaki pis kanın ciğerlerdeki oksijen ile temizlenmesi, siyah kanın kırmızılaşması.

arterialize

v. Oksijen vasıtasiyle ciğerlerde pis kanı temiz kana dönüştürmek.

arteriasis

Arter cidar (duvar) larının dejenerasyonu.

arteriectasis

Arter dilatasyonu, atardamar genişlemesi.

arteriectomy

Bir atardamarın kısmen veya tamamen çıkarılması.

arteriectomy,

arterin ameliyatla çıkarılması. atardamarı kesip çıkarma ameliyesi, arteryektomi.

Arteriocapillary fibrosis

Küçük arter ve kapiller duvarlarının sertleşmesi;

arteriogram

Anjiografi ile elde edilen arter radyogramı.

arteriography

Arter radyografisi.

arteriola (-ae)

anat. Kılcaldamardan biraz önce konumlanmış olan küçük atardamar, artercik, atardamarcık, arteriyol.

arteriola (ae) (venula) macularis superior

anat. Sarı beneğin üst bölümündeki dallar.

arteriola (-ae) (venula) temporalis retinae inferi

anat. Dışyanalt dallar.

arteriology

Atardamarlardan bahseden ilim, arterbilim, arteryoloji.

arteriopathy

Atardamarları ilgilendiren herhangi bir hastalık.

arterioplasty

Atardamarlara uygulanan plastik cerrahi türü.

arteriorraphy

Atardamar üzerinde yapılan plastik girişim.

arteriosclerosis

Damar sertliği, arteryoskleroz.

arteriosclerosis arteriosclerosis

Kişinin ayaklarını sürüyerek yürümesine, adale sertleşmelerine, zihinsel karışıklıklara sebep olan bir durum.

arteriotomy

Damar kesme ameliyatı, damar anatomisi, arter teşrihi, arteryotomi.

arteriovenous

Bir atardamarla bir toplardamara ait olan, her ikisini birlikte ilgilendiren.

Arteriovenous fistula

Arter ile ven arasında oluşmuş fistül;

arteritis

Atardamar (arter) iltihabı.

artery

Kol (baş) atardamarı, truncus branchiocephalicus.

Artery forceps

Ameliyat esnasında kesilne arter uçlarını tutmada kullanılan pens, arter pensi;

artery, arteria

[pl. arteriae]. Kırmızı kan damarı, atardamar, arter, arteria. - Artery of pterygoid (Vidian) canal, Pterigoid kanalı arteri, canalis pterigoidei.

arthralgia

Eklem romatizması, artrodini.

arthrectomy

Mafsalı kesip çıkarma ameliyesi, eklemin ameliyatla çıkarılması.

Arthrifluent abscess

Mariz bir mafsalda meydana gelen yaygın apse, kökeni eklem olan göçmen apse;

arthritic(al)

Eklem iltihabı (arterit) na ait.

arthritis

Eklem (mafsal) iltihabı, arterit.

arthritis gonorrhoica

Belsoğukluğundan sonra ekseriya tek diz oynağından iltihabi olmayan dejeneratif eklem değişikliklerine son zamanlarda arthrose adı verilmiştr.

arthritis rheumatica

Romatizmal eklem iltihabı.

arthritism

Damar hastalığı (istidadı).

arthrocele

Eklem şişmesi, artrosel.

arthroclasia

Hareket alanını genişletmek amacıyla, eklem boşluğu içindeki yapışıklıkların ayrılması.

arthrodesis

Artifisiyel ankiloz, artrodez.

arthrodia

Düzyüzlü eklem, düz yüzeyli oynak, artrodi.

Arthrodial joint

Kayıcı hareketler yapabilen eklem;

arthrodynia

See: arthralgia.

arthro-endoscopy

Endoskop kullanılarak eklem içinin gözle muayenesi.

17-02-2019, 03:18 17
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

arthrogram

Eklem filmi.

arthrography

Bir eklemin durumunu gösteren ve bazen eklem boşluğu içine kontrast madde verildikten sonra çekilen röntgen filmi.

arthrolith

Oynakta serbestçe hareket eden cisimler, eklem faresi.

arthrology

Eklembilim, artroloji, arthrologia (syndesmologia).

arthropathy

Oynak (eklem) hastalıkları (en çok sinir sistemindeki değişiklikler sonucu).

arthroplasty

Eklemler üzerinde yapılan plastik ameliyatlar.

arthroscope

Bir eklem boşluğunun içini gözle muayene etmek için yararlanılan aygıt.

arthrosis

1. Eklem, mafsal; 2. İki eklem arasındaki boşluk.

arthrostomy

Eklemi kesip açma ameliyesi, artrostomi.

arthrotomy

Eklem insizyonu.

articular

Ekleme (eklemlere) ait, artiküler, articularis.

articular acromioclavicularis

anat. Acromionla clavicula arasındaki eklem.

articular artery

Eklem arteri.

Articular artery, arteria

See: Acetabular artery;

articular atlantooccipitalis

anat. Atlasla sağrakardı kemiği arasındaki eklem.

articular calcaeocuboidea

anat. Topuk-zar kemik eklemi.

articular capitis costae

anat. Eğe başçıklarının omur gövdeleri ve ağırşaklarla eklem bağlantısı.

Articular capsule

See: Joint capsule;

articular carpometacarpea

anat. Alt el bileği kemikleriyle el tarağı kemikleri arasında bulunan ve oynama yetneekleri az olan eklemler.

Articular cartilage

Eklem kıkırdağı, cartilago articularis;

articular composita

anat. Çok sayıda kemikten oluşan oynak.

articular condylaris

anat. Yumru oynak.

articular costovertebrales

anat. Eğe-omur eklemleri.

articular cubiti

anat. Dirsek eklemi.

Articular disk, disc

Eklem diski, discus articularis;

articular eminence

Şakak kemiği üstündeki çıkıntı, eminentia articularis;

Articular fossa

Glenoid çukur, fossa articularis;

articular humeroradialis

anat. Humerusla radius arasındaki eklem.

articular manus

anat. El eklemleri.

articular Mediocarpes

anat. El bileği kemiklerinin üst ve alt sıraları arasında bulunan bilek ortası eklemi.

Articular process

Omur'un her iki yanındaki, alt ve üst omur çıkıntıları ile eklem yapan ikişer çıkıntıdan her biri, vertebra'nın eklem çıkıntısı;

articular sellaris

anat. Eyersi oynak.

articular simplex

anat. İki kemikten oluşan oynak.

articular trochoidea

anat. Döner oynak.

articulation

See: Joint.

articulator

Artikülatör,

artifact

Sağ iken mevcut olmayıp ölümden sonra cesette zuhur eden hal.

artifical

biochem. Kolofon;

artifical pneumothorax

Akciğer tüberkülozunun tedavisinde uygulanan yapay pnömotoraks;

artificial

Sun'i, artifisyel.

Artificial abortion

See:Induced abortion.

Artificial antitoxin

Sun'i antitoksin (enfekte buyondan elektrik akımı geçirilerek elde edilen antitoksin);

Artificial anus

Herhangi bir sebebe bağlı olarak barsak pasajının engellendiği durumlarda, üst barsak bölümünde cerrahi olarak meydana getirilen suni anus.

Artificial anus (Preternatural)

Sun'i anus, anus preternaturialis, anus kontrnatür (barsağın üst kısımlarının gövde yüzü ile birleştirilerek dışkının buradan çıkarılması);

Artificial eye

Cam veya plastikten yapılı tabii göze benzer oluşum, sun'i göz, takma göz;

artificial feeding

1. Bebeği emzirmeksizin biberon araılığıyla besleme, sun'i besleme; 2. Ağızdan gıda alamayan kimseyi tüp yoluyla besleme;

Artificial hibernation

İlaçlarla titremenin önü alındıktan sonra, dışarıdan uygulanan tedbirlerle (buz parçaları gibi) vücut ısısının düşürülmesi.

artificial hyperemia

Şişe çekme v.s. yolla deri ve deri altı dokularında suni olarak oluşturulan hiperemi;

Artificial insemination

Sun'i ilkah.

artificial kidney

Suni böbrek, böbreğin ödev göremediği durumlarda kanın tokik maddelerden temizlenmesi için kullanılan diyaliz aleti;

artificial menopause

Bazı patolojik durumlarda cerrahi yöntemlerle veya ışın tedavisi uygulanarak meydana getirilen erken menopoz;

Artificial pacemaker

Epikard üzerine yerleştrilerek bir ucu rektus kılıfına implande edilmiş bulunan bir elektrod.

artificial respiration

Sun'i teneffüs, artifisyel solunum.

artificial ventilation

Sun'i havalandırma.

aruicle

1. Sayvan, kulak kepçesi, kulakçık; 2. Kalbin ciğerlerden kan alan üst kısmı, orikül, auricula

aryta(e)noid

n.&a. 1. İbriksi kıkırdak, aritenoid; 2. İbrik şeklinde, ibriksi.

aryta(e)noid cartilages

Larinks üst kenarının arka duvarını meydana getiren ve her biri bir tarafta bulunan bir çift kıkırdak.

Arytenoid cartilage

Larenks kıkırdaklarından olup ses tellerinin gerilimini ayarlar;

arythmia

1. Ritim bozukluğu; 2. Kalb ve nabzın düzeninin bozulması, aritmi.

asbestos

Isıyı iletmeyen fibröz yapıda bir mineral.

asbestosis

İnce asbest liflerinin veya tozlarının inhalasyonuna bağlı olarak meydana gelen akciğer fibrosisi.

ascariasis

Askaris enfestasyonu, en çok barsaklarda görülür.

ascaricide

ni. Askarisleri öldüren madde.

ascarides

Bir nematod ailesi, yuvarlak solucanlar (ascaris lumbricoldes) ve kıl kurtlar (oxyuris vermicularis) bu ailenin bireyleridir.

ascaris

Solucan, askarid.

Ascending aorta

Yükselen aort;

Ascending colon

Yükselen kolon;

ascending degeneration

Sinir liflerinde çevreden başlayıp merkeze (beyin ve omurilik) doğru ilerleyen dejenerasyon;

Ascheim-Zondek v

1. Farelerde yapılan gebelik testi; 2. Bir kadının gebe olup olmadığını anamak için yapılan bir test;

Aschoff's body

Romatizmal miyokarditte görülen lökosit infiltrasyonlarından meydana gelen yuvarlak odaklar;

aschoff's node

Bütün memeli hayvanların kalbinde, intertrial bölmenin kaidesinde bulunan, purkinje liflerinden yapılı beyaz bir kitle.

aschoff's nodules

Romatizmada görülen myokard nodülleri.

ascites

Karın sıskası, karna su dolması, karında sıvı toplanması.

ascomycetes

Bir tür mantar, askomiçes.

ascorbate

biochem. Bir askorbik asit türevi, askorbat.

ascorbic

biochem. Limon, portakal gibi meyvalarda bulunan ve skorbüt hastalığını tedavi eden vitamin (C vitamini);

ascorbic acid

C vitamini.

asepsis

Mikrop bulunmaması, mikropsuzluk, asepsi.

aseptic

a.&n. 1. Çürütmez, kokutmaz; 2. Kanı zehirlemez; 3. Mikropsuz; 4. Kokutmağa mani ilaç, aseptik.

aseptic peritonitis

Bakteriyel enfeksiyon dışında herhangi bir iritasyonun sebep olduğu peritonit (Ameliyat sahasından sızan kanın veya karın boşluğuna dökülen radyoopak maddenin epritonu tahrişi ile meydanag elen peritonit gibi);

aseptic technique

Hastanın vücuduna patojen organizmaların bulaşması ihtimalinin varlığında, ihtiyat kabilinden alınan önlemler.

asepticism

Aseptik nazariye veya tedavi usulü.

a***ual

1. Cinsiyetsiz, eşeysiz, erkeklik veya dişiliği olmayan; 2. Zürriyetsiz.

a***uality

1. Zürriyetsizlik; 2. Tohumsuzluk, cinsiyetsizlik.

Ashton's operation

Kanayan rektumun dumanlı nitrik asitle koterize edilmesi;

asitia

Gıdasızlık.

aspariginase

Mikroorganizmalardan elde olunan bir enzim.

aspartic

biochem. Asparajinden türemiş dibazik aminoasit;

asper

Pürtüklü.

aspergillosis

Aspergilluslar tarafından meydana getirilen enfeksiyon.

aspergillus

Toprakta, gübrede ve çeşitli hububatta bulunan bir mantar türü.

aspermatism

Sperm yokluğu keyfiytei.

aspermia

Sperm yokluğu, menideki kuyruklu hayvanların yokluğu, azospermi.

asphyxia

Boğulma, solunumun durması, asfiksi.

Asphyxiating gas

biochem. karbon monoksit;

aspiration

Hava veya sıvıların emilmesi, aspirasyon.

Aspiration biopsy

Organa iğne veya troker sokuluşunu takiben aspirasyon suretiyle doku parçası alma;

aspiration pneumonia

Gıda parçaları veya sıvılar gibi yabancı maddelerin akciğerlere inhale edilmesi sonucu meydana gelen akciğer.

aspirator

Vücut boşluklarında bulunan sıvıları negatif basınç yaratarak emen aygıt.

aspirin

biochem. Asetilsalisilik asid (ağrı dindiricidir), aspirin.

assam fever

Kala-azar;

assimilate

v. Yemekleri hazımdan sonra beden ile birleştirmek.

assimilation

Hazım suretiyle gıdayı kendi cismine temsil.

assimilation pelvis

Son lumbar vertebra'nın üst sakral vertebra ile kaynaşması (high assimilation pelvis) veya üst sakral vertebranın lumbar vertebra niteliğini alması (low assimilation pelvis) nedeniyle meydanag elen pelvis anomalisi;

Assistant in chief

Baş asistan.

association

Psikolojide

association areas

Beyin korteksinde, fonksiyonları bilinmeyen bölgeler.

Association fiber, fibre

Beyin yarı küresinde değişik korteks bölgelerini birbirine bağlayan sinir lifleri;

association of ideas

Fikirlerin, hislerin ve hareketlerin arasında ilişki bulunması.

Association time

Zihni intiakl zamanı;

astasia

Otomatik koordinasyon bozukluğuna bağlı ataksi.

astatine

biochem. At semboli ile bilinen, atom no:85 ve atom ağırlığı 211 kimyasal element, astatin.

asteatosis

Sebase sekresyonu azlığı veya yokluğu.

astereognosis

Cisimlerin şekillerini ve kıvamlarını ayırabilme yeteneğinin kaybolması.

asthenia

Kuvvetsizlik, kuvvetten düşme, beden zafiyeti, asteni.

asthenic

& 1. Kuvvetsizliğe ait; 2. Kuvvetsiz, halsiz.

Asthenic bulbospinal paralysis

See: Myasthenia gravis;

asthenic type

Bünye yapısı zayıf veya narin olan, astenik;

asthenopia

Görme bozukluğu, görüş zaafiyeti.

asthma

Nefes darlığı.

asthma cheyne-stokes

Kalp astması.

astigmatic

Astigmatik, astigmatizme ait.

astigmatism

Kornea eğriliğinin düzensiz olmasından doğan erfraksiyon anomalisi, astigmatizm.

astigmometer

Astigmatizmin derecesini ölçen aleti, astigmometre.

astragal

1. Aşık kemiği, astragal;

astriction

Kabız.

astringent

Organik dokuları büzerek salgıyı azaltan madde, astrenjan.

astrocytoma

Beyin ve omurilikteki glia dokusundan menşe olan ve büyüme hızı oldukça yavaş olan bir tümör.

Astrup test

Arter kanındaki gaz (CO2, O2) basınçlarını ölçerek asidozun derecesi hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar;

asymmetrical pelvis

Doğuştan malformasyon veya sonradan geçirilen hastalık veya kaza sonucu bir tarafında şeikl bozukluğu (çarpıklık) gösteren pelvis asimetrik pelvis;

asymmetry

Her iki taraftaki organların veya bölümlerin simetrik olmaması.

asymptomatic

Semptomsuz, belirti vermeksizin.

asynergy

Uygunsuzluk.

asystolism

Dolaşım yetmezliği, asistolizm.

atactic

See: Ataxia.

ataractic

Dalgınlığa sebep olmaksızın anksiyeteyi gideren ve emosyonel düzen sağlayan ilaç için kullanılan bir deyim.

ataraxia

Sükunet ve rahatlık hali, ataraksi.

atavism

1. Bir hastalığın intikali; 2. Soyaçekim.

ataxic

1. Ataksik, Bedeni intizamsızlığa ait; 2. İntizamsız.

ataxic fever

Ataksik nöbet.

ataxic gait

Uyumsuz veya anormal yürüyüş;

atelectasis

Akciğerlerin bir kısmının kollapsı, atelektazi.

atherogenic

Atheroma meydana getirebilme yeteneğine sahip olan atherogenesis, isim şekli.

atheroma

Derialtı gözeli örgüsündeki fena oluşumlar.

atheromatous degeneration

Arter dvarlarının intima tabakasında sarı yağ plakları oluşması ve damarın sertleşmesi ile belirgin dejenerasyon;

atheromatous plaque

Arter duvarının iç yüzünde yer yer sarımsı küçük bölgeler halinde kendini gösteren lipid birikimleri.

atheromatous ulcer

Aterom ülseri;

atherosclerosis

Atheroma ve artesiosklerozun birlikte görüldüğü patolojik durum.

athetosis

El ve bacakların titremesi, atetoz.

athlete's heart

Sporcu kalbi;

17-02-2019, 03:19 18
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

athletic type

Atletik tip;

athymia

1. Bunaklık; 2. Boyun altında bulunan bir mez. timüs.

Atlanto-occipital joint

Atlas-artkafa eklemi, articulatio atlantooccipitalis;

atlas

Boyun fıkra kemiklerinin birincisi, birinci omur, atlas.

atmosphere

Atmosfer.

atniseptic solution

Saf su içinde borikasit, alkol ve diğer antiseptik madde karışımından ibaret eriyik;

atom

biochem. Zerre, cevher, atom.

atomic

biochem. Zerrevi, atomik, atomal

atomic heat

biochem. Atom sıcaklığı.

atomic theory

bicohem. Atom nazariyesi.

atomic volume

biochem. Atom hacmi.

Atomic weight

Atom ağırlığı;

atomic weight,

biochem. Atom ağırlığı, atomal ağırlık.

atomization

Bir sıvının çok küçük partiküllerle bölünme işlemi.

atomy

Atom, zerre.

atonic

Dermansız, takatsız (zayıf düz kaslarla çalışan içi boş organlar için denir), atonik.

Atonic bladder

Duvar kaslarında tonüs kaybı sebebiyle aşırı idrar toplanmasıyla belirgin mesane;

atony

Zaaf, kuvvetsizlik, takatsizlik, atoni.

atopy

Saman nezlesi, asthma, ürtiker ve ekzema gibi hastalıklara ait bir kavram.

atresia

Tabii kanalların deliklerinin doğuştan tıkalı olması.

Atretic follicle

Atreziye uğramış graaf folikülü;

atrial flutter

Atrium adelesinde mevcut ektopik bir odaktan çıkan impulslara bağlı olarak kalp atım sayısının çok aşırı, fazla düzenli olarak artması.

atrial septum

Kalp'te sağ ve sol kulakçıkları ayıran bölme;

atrioventicular left valve

Sol atrioventriküler kapak.

atrioventricular

Kalbin atriumları ile ventriküllerini birlikte ilgilendiren, her ikisine birden ait olan.

Atrioventricular heart block

Atriumlarla ventriküller arasında iletimin kesilmesi hali;

atrioventricular right valve

sağ atrioventriküler kapak:

atrium

[pl. Atria]. Atriyum: 2. Kalp boşluklarında kalp kaidesine yakın olan ikisine verilen ad; 2. Kulakçık.

atrium cordi

anat. Yürek karıncığının ince çiftli giriti, kalp atriumu.

atrium dextrum

anat. Sağ girit.

atrium sinistrum

anat. Sol girit.

Atrophic cirrhosis

Karaciğerin ileri derecede küçülmesiyle belirgin siroz;

atrophic emphysema

Akciğer dokusunun harabiyeti ile müterafık anfizem;

atrophic gastritis

Mukoza zarı ve bezlerin atrofisi ile müterafık gastrit;

Atrophic pharyngitis

See: Pharyngitis sicca;

atrophy

Organların lokal veya genel beslenme bozuklukları, iltihap prosesleri veya çalışmaması sonucu erimeleri, atrofi.

atropine

biochem. Güzel avrat otundan elde edilen zehirli billüri bir alkaloid olup, tıpta birçok yerlerde kullanılır (göz bebeklerining enişletilmesi gibi hallerde). (CH3N, C6H10-CHO.CO.CH (C6HO) CH2OH).

atropine methonitrate

Pilor spazmında ayrıca spray halinde bronkospazm ve asthma vakalarında kullanılan bir atropin bileşiği.

atropine sulfate

biochem. Atropin sülfat (C17H23NO3) belladon alkaloidi (spazmolitik ve sempatokitiktir).

Attack rate

Bulaşıcı nitelikte bir hasatlığın yayılma hızı;

Attending staff

Hastaların tedavisi ile mükellef olan doktor kadrosu;

attenuate

Sıvıları hafifleten ilaç.

attenuated vaccine

Virülansı azaltılmış canlı hastalık etkeninden hazırlanmış aşı;

attenuation

Mikroorganizmaları uygun olmayan çevre şartlarında bırakmak suretiyle zayıflatmak amacını güden bakteriyolojik bir işlem.

attic

1. Ortakulakta atriyum üzerindeki kısım; 2. Attik, atticus.

atticotomy

Attikte yapılan kesme ameliyesi.

attitude

1. Vücut pozisyonu şekli), 2. Uterus'da çocuğun durum (vaziyeti).

attonita

Çevresine karşı derin bir ilgisizlik ve uyuşuklukla beliren budalalık hali.

attraction

Cazibe, çekme kuvveti, çekim atraksiyon.

atypical

Tipik olmayan, alışılmışın dışında, düzensiz.

audioanalgesia

Müzikle analjezi, ağrıyı müzik dinleterek azaltma veya dindirme.

audiogram

Audiometre kullanılarak elde edilen bulguların kaydedildiği kart.

audiology

İşitme ile ilgili olan bilim dalı.

audiometer

Klinikte işitme yeteneği ölçülmesinde kullanılan aygıt.

audiometry

İşitme yeteneğinin derecesini ölçme.

audiovisual

işitme ve görme duyularında hitap eden, kulak ve gözü aynı anda uyaran.

audition

İşitme duyusu (kuvveti), işitme, odisyon, auditus.

Auditory

Açık ve berrak şekilde duyabilme yeteneği;

Auditory (auricular) tube

Kulak borusu, Eustachi borusu, tuba auditiva;

auditory meatus

Kulak deliği;

auditory nerve

Sekizinci kafa çifti, akustik sinir, işitme siniri, nervus acusticus, portio mollis;

auditory plate

Dışkulak yolunun kemiksi tavanı;

Auditory reflex

Ani bir sese karış meydana gelen refleks;

Auditory tooth

Kokleada diş şeklinde çıkıntılar;

auditory vesicle

Zarsı labirentin ilkel epitel tabakası;

auditory, auditive

1. İşitmeye ait; 2. Kulak veya işitme duyusuna ait.

auditory, auditive area

Beyin korteksinin temporal lob bölgesinde bulunan, seslerin yorumlandığı saha.

auditory, auditive meatus

Kulak zarı ile kulak kepçesi arasında bulunan kanal.

auditory, auditive nerves

Sekizinci kafa çifti.

auditory, auditive ossicles

Orta kulakta bulunan 3 küçük keik.

auditus

İşitme, duyma.

audogenic

1. Sesin sebep olduğu, sese bağlı olarak meydana gelen; 2. Ses meydana getiren, ses yaratan.

Auenbrugger's sign

Perikard'da sıvı toplandığı zaman epigastrin dışarıya kabarması;

augmentation

Arttırma, çoğaltma, büyütme.

augmentor

Artırıcı, etkisini çoğaltıcı.

aulo

Beinde üçüncü karıncığın ön kısmı

aura

1. Sar'a histeri veya astma nöbetlerinden önce duyulan his; 2. Vücuttan ifraz olunan şey, soğuk ter.

aura epileptica

Sar'anın haberci arazı.

aura sanguinis

Kan atımı

aura seminalis

Meni atımı.

aural

Kulağa ait.

aural diseases

Kulak hastalıkları.

aureomycin

biochem. Klortetrasiklin'in ticari adı.

auricula

Bk. auricle.

auricular

Sayvana ait, kulak ve işitme duyusuna ait.

Auricular artery, arteria

Kulak arterleri, arteriae auriculare. (1. Anterior auricular artery, arteria, Kulak ön arteri, auricularis anterior. 2. Deep auricular artery, arteria, Kulakardı arteri, retroauricularis veya a auricularis posterior);

Auricular cartilage

Kulak kıkırdağı, cartilago auricularis;

Auricular fibrillation

Atrium adalesi çok süratli olarak kasılır, ventrikül kasılmaları ile hiçbir bağıntısı yoktur.

auricular systole

Atriyum sistolü;

auricular v

Kulakçık veni, vena auricularis;

auriculotemporal nerve

Altçene sinirinin bir dalı, nervus auriculotemparalis;

auriculoventricular

Bk. atrioventricular

auriform

Kulak şeklinde.

aurinasal

Kulak ve burunla ilgili.

auris

Kulak

Auris hematoma

See: Othematoma;

auriscope

Kulak muayenesi aleti, otoskop, oriskop.

auriscopy

Kulak muayenesi, kulağı görerek muayene etme, oriskopi.

aurist

Kulak uzmanı (dostoru).

auristics

Kulak hastalıklarını konu alan tıp dalı.

aurotherapy

Tedavi amacıyla altın kullanılması; altın tedavisi.

aurothiomalate

(Romatoid artrite ve lupus eryhematosus discoidus) tedavisinde kullanılan altın preparatı.

auscult

v. Organdan gelen sesleri dinleyerek muayene yapmak, oskültasyon metodu ile muayene etmek.

auscultation

vücuttaki sesleri kulakla dinleme, oskültasyon.

auscultatory

Oskültasyonla ilgili, oskültasyona ait.

Auscultatory tube

İşitme duyusunu muayeneye yarayan alet;

australia antigen

Virus B hepatatisinde bulunan antijen.

Australian

Avustralya agarı.

australian lift

işman hastaların taşınmasında kullanılan bir nakil şekli, omuzlarla yapılan taşıma.

autarcesis

Dışarıdan verilen antikorlara bağlı olmaksızın bizzat vücut hücreleri tarafından oluşturulan tabii bağışıklık.

autism

İçe dönüklük, kişinin ileri derecede içe kapanık oluşu, aşırı çekingenlik sebebiyle kişisel ilişkiler kurmada güçlük göstermeis hali.

autistic

Şizofreniye mahsus, gerçek dışı fantazi ve bencil düşünce şekli.

auto

pref. Kendi kedine, kendiliğinden hareket müstakilen.

autoagglutination

kii eritrositlerinin, kendi kanında oluşan aglutininler sebebiyle kümeleşme (aglütinasyon) göstermesi hali, otoaglütinasyon.

autoagglutinin

Kişi kanında oluşarak kedi eritrositlerinin aglütinasyonuna sebep olan agglutinin, otoaglütinin.

auto-antibody

Vücutta bulunan herhangi bir faktöre karşı oluşan anitkor.

autoantigen

Kişide otoantikor oluşmasına sebep olan doku antijeni.

auto-antitoxin

Hastalığa karşı korunmada vücut tarafından oluşturulan antitoksin.

autochthonous

1. Meydana geldiği yerde bulunan, asıl yerinde bulunan; 2. Dışardan etkilenmeksizin kendi içinden gelişen, kendisinden oluşan.

autochtonous ulcer

Aterom ülseri;

autocinesis

İstemli hareket.

autoclasis

Kendi kendini tahrip etme, kendi içinden yıkılma.

autoclave

a) Yüksek basınçlı buhar kullanarak sterilizasyon yapan bir aygıt. b) Bir otoklavda yapılan sterilizasyon.

autodermic graft

Şahsın kendinden yapılan cilt aşısı;

autodiagnosis

Kendi hastalığını teşhis, otodiyagnostik.

autodigestion

Vücut dokularının kendi kendini sindirmesi.

autoerotic

Kendi vücudundan cinsel haz alan.

auto-eroticism

Cinsel içgüdünün kendi kendini tatmini.

autoerotism

Kişide cinel dürtü ve arzunun kendine yönelik oluşu, kendi vücudundan cinsel haz alma, kişinin kendi vücudu aracılığıyla cinsel tatmine erişmesi.

autofecundation

Kendin kendine aşılanma (ilkah)

autogamy

Anı hücre çekirdeğinin bölünmesinin oluşan iki kromozom kitlesinin birleşmesi suretiyle meydanag elen döllenme, kendi kendini dölleme.

autogenesis

n.1. Kendi kendine canlılık kazanma, cansız maddenin kendiliğinden hayatiyet kazanması; 2. Vücut içindeng elişme, organizma içinden kaynaklanma.

autogenous

Kendi kendine meydana gelen, endojen.

autogenous vaccine

Bir kimsenin kendi enfeksiyon odağından alınan bakterilerle hazırlanan aşı.

autograft

Diğer bir yerine aktarılmak üzere hastanın kendisinden alınan doku parçası, otogref.

autohemotherapy

Hastanın damarından alınan kanın hemen aynı şahsın kas içine şırıngası, otohemoterapi.

autohydrolysis

Kendi kendini eritme, kendi kendine erime.

autoimmune

Kendi dokularındaki antijenlere karşı antikor oluşması ile ilgili, bu nitelikle belirgin, otoimmün.

Autoimmune reaction

Kişide kendi dokularındaki antijenlere karış antikor oluşması ile belirgin bağışık reaksiyon;

auto-immunity

sebebi bilinmeyen, anormal bir bağışıklık reaksiyonu.

auto-immunization

Bir kimsenin kendi vücudunda bulunan bir unsura karşı hassa duruma gelmesi.

auto-infection

Vücutta bulunan veya vücudun bir tarafından diğer bir tarafına, örneğin parmakla iletilen organizmaların sebep olduğu enfeksiyon, otoenfeksiyon.

autoinoculation

Kendi vücudundan alınan bir madde ile aşılanma.

autointoxication

Kendi vücudunda meydana gelen zehirli maddeden zehirlenme, organizmanın zehirli metabolizma artıkları ile zehirlenmesi, hasta bir organ veya patolojik organik bir oluşumun kan ortamına döktüğü toksik yıkılma ürünleri ile meydana gelen zehirlenme, otoentoksikasyon.

autokeratoplasty

Hasta kornea'ya ameliyatla diğer göz korneasından alınan gref'in yerleştirilmesi.

autolysin

İçlerinde oluştuğu vücut hücreleri üzerine eritici etkiye sahip madde, otolizin.

autolysis

Hücre veya dokunun çıkardığı enzimler etkisiyle kendi kendini eritmesi.

autolytic enzyme

biochem. Otoliz yapan enzim;

automatic

Kendiliğinden, irade kontrolu olmaksızın meydana gelen hareket, eylem.

automatism

İstem dışı hareketlerin meydana gelmesi.

17-02-2019, 03:20 19
Sindy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sindy Sindy isimli Üye şuanda  online konumundadır
Forum Sahibi
Üyelik tarihi: 19-04-17
Memleketi: Kırklareli
Mesajlar: 9.812
İlişki Durumu: İlişkisi Var
Takım: Türkiye
Burcu: Kova
Teşekkür (Verilen): 802
Teşekkür (Alınan): 245
Beğeni (Verilen): 625
Beğeni (Alınan): 661
Beğenilmeyen (Verilen): 0
Beğenilmeyen (Alınan): 5
Ruh Hali:  Mutlu
Tıp sözlüğü A ile başlayan terimler

automysophobia

Kendi pisliliğinden iğrenme, kirli oluşundan aşırı tiksinme.

autonoic nerve

Otonom sinir sistemine ait sinir;

autonomic imbalance

Sempatetik ve parasempatik sinir sistemlerinin birbiriyle dengesiz çalışması hali;

autonomic nervous system

İrade dışı kaslara, salgı bezlerine ve içorganlara kumanda eden sinir sistemi (sempatik ve parasempatik olarak ikiye ayrılır);

autonomic system

Otonom sinir sistemi;

autonomous

Kendi kendine çalışan, bağımsız çalışan.

autonomy

Kendi kendine çalışma bağımsız çalışma, bir organın dışardan uyarı almaksızın kendisinden doğan uyarılarla sürekli çalışması hali.

autopathic

Sebepsiz gibi görünen hastalığa ait.

autopathy

Sebepsiz gibi görünen hastalık, otopati.

autophagy

Kendi kendine yeme veya hazmetme, otofaji.

autophobia

Yalnızlıktan doğan korku (hastalığı), otofobi.

autophonomania

İntihar etme duygusu, otofonomani.

autoplastic (al)

Plastik ameliyata ait.

autoplastic implantation

Anı kişiden alınan malzeme ile olan emplantasoyn;

autoplasty

Vücutta yaraları veya hastalıklı yerleri aynı vücudun başka yerlerinden alınan başka dokularla tamir, plastik ameliyat.

autopsy

Otopsi: Bazı hastalarda ve şüpheli ölüm vakalarında ölüm sebebini belirlemek üzere ölü üzerinde yapılan ameliyat (organların hastalık sonucunda ne gibi değişikliklere uğradığını incelemek veya kat'i teşhis koymak için bir ölünün disseksiyonu).

autosome

P. Germ hücreleri arasında eşit olarak bölünen alalade kromozomlar.

autosuggestion

Kendi kendine ne telkin.

autotherapy

1. Hastalığın tedavi yapılmaksızın kendiliğinden iyileşmesi; 2. Hastadan alınan kan veya enfekte bir salgının yine kendisine verilmesi suretiyle yapılan tedavi.

autotomy

Kendi kendini parçalama, kendi kendine kısımlarına ayrılma.

autotransfusion

Kanama sonucu meydana gelen kaybı telafi etmek için hastaya tam kan verilmesi.

autotransplantation

Aynı kişide bir yerden alınan sağlam doku parçasının harabiyet gösteren bölgeye aktarılması.

autovaccination

hastanın kendi vücudunda gelişen bakterilerden hazırlanan aşı ile aşılanması.

auxin

biochem. Bitkilerde hücre teşekkülünü hızlandıran kimyasal bir madde, büyümü hormonu, oksin.

auxocardia

1. Kalbin büyümesi, kalp hipertrofisi; 2. Kalbin sistolü takiben genişlemesi.

auxocyte

İlk gelişme devresindeki öncü cinsiyet hücresi (Dişide oocyte, erkekte spermatocyte).

auxology

Canlıların gelişimini konu alan biyoloji dalı, gelişme bilimi.

avalvular

Kapak veya kapakçık göstermeyen, kapakçıkları bulunmayan.

avascular

Kansız, damarı olmayan, örneğin kan damarlarından yoksun olan.

avascular necrosis

Yaralanma veya enfeksiyon sonrasında, kemiğin gerekli kandan yoksun kalarak nekroza uğraması.

Avelli's syndrome

Medulla hastaıklarında bir taraf gırtlak ve damağında felç ve karşıtaraf hissiyetinde kaybolma hali;

aversion

Tiksindirme yoluyla tedavi.

avian

Kuşlara ait olan kuşlarla ilgili.

avian tubercle bacillus

Diğer tbc basil türlerine benzer, ancak insanda nadiren hastalık meydana getirir.

Avian tuberculosis

Kuşlarda endemik olan, insanlarda ender olarak görülen tpi;

avidin

Biotin'in absorpsiyonuna engel olan bir anti vitamin.

avidity

1. Antikor'un kendisine karşı oluştuğu antijen'le birleşme yeteneği, bu yeteneğin derecesi; 2. Bazı asitlerin diğer bir asit tuzuyla reaksiyona girdiği zaman o asidin yerini alma yeteneği.

avirulence

Bakterinin hastalık yapma yeteneğinin olmayışı.

avirulent

Virulans olmayan.

avitaminosis

Vitaminsizlikten doğan hastalık; avitanimoz.

avriculae

Kulak kepçesi köprücüğü, ponticulus auriculae.

avulsion

Bir uzvun, bir sinirin veya bir polipin zorlanarak koparılması.

Avulsion fracture

Bir bağın kemiğe yapıştığı yerde ufakbir kemik parçasının ayrılması;

avulsion.

Burarak koparma veya ayırma, bir organ veya oluşumu kaidesi etrafında burarak veya kaidesinden çekerek koparma, bu şekilde çıkarma.

axanthopsia

Sarı rengi ayıramama, sarı renk körlüğü.

axatia, ataxy

Düzensiz ve spazmodik hareketlere sebep olan adale kontrolu ile ilgili bir kusur, sendeleme, sarsılma, ataksi.

axerophtol

A vitamininin ilmi ismi, akseroftol, ksantin.

axial skeloton

Vücüdun eksenini oluşturan kemikler (kafatası, omurga, kaburgalar ve göğüs kemiği);

axilla

Koltuk altı, koltuk.

axillar

Koltuk altına ait, axillaris.

axillary

Koltukaltına ait.

Axillary arch

Koltukaltı kavsi, arcus axilaris.

Axillary artery, arteria

Koltuk (altı) arteri, axillaris;

Axillary fossa

Koltukaltı çukuru, fossa axillaris;

axillary nerve

Koltukaltı siniri, nevrus aşillaris;

axillary vein

Koltukaltı veni, vena axillaris;

Axille body

Beyin sinirleri uçlarındaki zerreler;

axion

Beyin ve omurilik.

axipetal

akson (axon) yönünde, akson'a yönelik.

axis

İkinci boyun fıkrası, aks kemiği, eksen kemik (ikinci omur), aksis.

Axis cylinder process

See:Axis cylinder;

Axis traction

Eksen boyunca çekme (cerrahi veya kadın doğum hastalıklarında);

Axis traction forceps

Fetüs başı pelvis çıkımı düzleminin üzerinde iken onu, pelvis ekesni istikametinde çekmeye mahsus doğum aleti;

axolysis

Sinir hücresi gövdesinden çıkarak uyarıları kendisinden sonraki sinir hücresinin dallarına ileten lif şeklinde uzantı, önron uzantısı, akson; 2. Vücut ekseni, vücudun ortasından geçen çizgi.

axonal

1. Sinir hücresinin uzantısı ile ilgili; 2. Vücut ekseni ile ilgili.

axone

Sinir hücresinden çıkan liflerden biri, akson.

axonotmesis

Aksonlarda meydana gelen harabiyet nedeniyle ortaya çıkan çevresel dejenerasyon.

axoplasm

Sinir hücresi uzantısı (akson)'nın protoplazması.

Ayerza disease

Akciğer arteryollarının primer obliterasyonu, Ayerza hastalığı;

Ayerza's syndrome

1. Pulmoner arter frengisi; 2. Mitral darlığına bağlı pulmoner arter genişlemesi; 3. İdyopatik küçük dolaşım sklerozu;

ayre wooden spatula

Uterus serviksi veya vagina duvarından, yayma yapma amacıyla salgı almada kullanılan spatül;

azathioprine

Antimetabolit, purin yerine geçerek etki eder.

azobenzene

biochem. Nitrobenzenden çıkarılan bir türev (C10H10N2).

Azoic

Canlı organizmalardan yoksun, hayat göstermeyen, azoik.

azoospermia

1. Spermada canlı spermatozoitlerin bulunmaması; 2. Erkeklerdeg örülen kısırlığın en sık rastlanan sebebi, azospermi.

azosulfamide

See: Neoprontosil.

azotatin

biochem. Havadan azotun emilmesi.

azote

biochem. Azot, azot gazı, nitrojen.

azotemia

Vücutta (kada) nitrojenli (azotlu) cisimlerin çoğalması, üremi, azotemi.

azotification

biochem. Azotlaşma, azotlaştırma.

azotize

v. biochem. Azotlaştırmak.

azotorrhea

Dışkı ile fazla miktarda azotlu bileşiğin dışarı atılışı.

azoturia

biochem. İdrarda patolojik muktarda üre bulunması hali.

azure

biochem. Metil tiyonin boyası.

azure granule

Lenfosit sitoplazmasında Giemza boyası ile kırmızıya boyanan tanecikler;

azurophil

biochem. Azür boyası ile kolayca boyanabilen element.

Azurophilia

Sitoplazalarında azurofil granüller gösteren lenfositlerin kanda bulunuşu.

Azygos

Aizgos

Azygos of vagina

Vagina azigos arteri, arteira azigus vaginalis.

azygos vein

Gğüste bir ven;

azygot

tek başına olan, çift olmayan.

azygot veins

Karın ve göğüste bulunan ve v.cava inherior'a açılan üç tek damar.

azymia

Enzim yokluğu.

azymic

1. Enzimsiz ,fermentsiz; 2. Mayalanma yapmayan, mayalandırmayan.

Azzle tooth

See: Molar tooth;


alıntı


Etiketler
başlayan, ile, sözlüğü, terimler, tüp


« önceki Konu | sonraki Konu »

Seçenekler
Stil


Yukarı Git